karpuz, kiraz,üzüm,muz ve dut dikkatli yenmelidir..ve kavunda..özellikle şeker hastaları incir kavun giibi meyveleri dikkatli tüketmelidirler..ayrıca diğer saydığınm meyvelerinde kilo aldırma özelliği var..ölçülü yemekte fayda var
yalnız meyve ye iyi yasa da ...elmanın kabugu ve armutun fazlası bagırsak peristaltizmini etkiler..ayrıca vişne ve kirazın fazla tüketilmesi de apandist olayını tetikler...
Sağlıklı beslenme; büyüme, sağlıklı ve verimli olarak yaşamın sürdürülebilmesi için vücudun ihtiyacı olan enerji ve besin öğelerinin hijyenik koşullarda vücuda alınmasıdır.
Besin öğelerinden herhangi biri veya birkaçının alınmaması veya yeterli alınması durumunda vücut çalışmasında aksamalar sonucu büyüme, gelişme geriliği ve sağlık bozuklukları görülmektedir. Bu bozukluklar dolaylı olarak bireyin sosyal, ekonomik yaşamını etkilemekte ve iş verimliliğini düşürmektedir. Hatalı ve aşırı beslenmeden kaynaklanan şeker, gut, hipertansiyon, diş çürükleri, kalp, damar ve kanser hastalıkları gözlenmektedir. Bu hastalıklar hemen oluşmaz .
Gençliğinde hiç hastalanmayacak gibi yaşamını sürdürenler sağlıksız beslenmenin cezasını 30-40 yaşından sonra çekmeye başlarlar.
Besinlerin gereğinden çok alınması ve vücut yağ kütlesinin istenenin çok üstüne çıkması, sağlık bozukluklarına neden olduğundan sağlıksız beslenmedir. Sağlıklı yaşama kavuşmanın ve sağlığın korunmasının temel kural " yeterli ve dengeli" beslenmedir.
Bazı besinlerimiz (örneğin; yağ, şeker, nişasta) alındıklarında enerji gereksinmesinin karşılanmasına karşın protein, vitamin ve minerallerin yetersiz alınımı sağlığın bozulmasına neden olmaktadır.
İnsan her öğün her gruptan kendine uygun besinlerden belirtilen miktarlarda seçer ve yediklerinin miktarını gereksinmesine göre ayarlarsa, sağlıklı beslenmiş olur. Ayrıca her gruptan besin seçerken sağlıksız beslenme hastalıklarına yol açan riskleri azaltıcı nitelikte taşıyanlara öncelik verilmelidir. Örneğin, A vitamini, C vitamini, E vitamini ve diğer antioksidantları n, posayı çok içeren besinlerin kanser riskini azalttığı bilinmektedir.
Her gruptan besin seçerken hastalık risklerini azaltıcı nitelikleri taşıyanlara öncelik verilmelidir. Buna göre;
I.Gruptan tavuğun derisiz beyaz eti, balık, nohut, mercimek vb. Gibi kurubaklagiller yenmelidir.
II.Gruptan bol miktarda yenmelidir.
III.Gruptan kepekli ekmek ve bulgur yenmelidir.
IV.Gruptan kaymaksız süt, yoğurt ve yağsız peynir yenmelidir.
V.Gruptan zeytinyağı ve pekmez tercih edilmelidir.
İşte böyle bilinçli beslenirseniz, sağlıklı ve uzun yaşayabilirsiniz. "Atın ölümü arpadan olsun" özdeyişi ile damak lezzetimizi hoşnut edecek besinlerinin sağlığımızı ne kadar tehlikeye attığını bilerek beslenmeliyiz.
Hayatı boyunca hiç bel ağrısı çekmemiş insan var mıdır acaba? Her 100 kişiden 80'i bir gün mutlaka bel ağrısıyla tanışıyor
Hayatı boyunca hiç bel ağrısı çekmemiş insan var mıdır acaba? Her 100 kişiden 80'i bir gün mutlaka bel ağrısıyla tanışıyor. Peki ya bel fıtığı? Her 100 kişiden 5'inin hayatı, bel fıtığı yüzünden kâbusa dönüşüyor. Bel fıtığının başlangıcı insanın evrimine kadar uzanıyor. İnsan iki ayağı üzerine kalktığı gün aslında bel fıtığının oluşmasına da zemin hazırladı. Günümüzde tıp, bel fıtığını bizlere modern yaşamın bir hediyesi olarak görme eğiliminde. Şehir hayatı, arabadan neredeyse hiç inmemek, egzersizi azaltmak, uzun saatler boyunca masa başında çalışmak bel fıtığına davetiye çıkardı.
Doktora herhangi bir şikâyetle başvurma nedenleri araştırıldığında ortaya ilginç bir sonuç çıkıyor. Bu nedenler arasında, bel ağrısı ve buna bağlı bel fıtığı şikâyetleri soğuk algınlığından sonra ikinci sırada yer alıyor. Bel fıtığına yol açtığını bildiğimiz masa başında çalışma, bilgisayarın başından uzun süre kalkmama gibi şehirli hayatın bize sundukları bir yana, aslında en büyük sıkıntımız, "yanlış hareketler". Ya da doğru bildiğimiz yanlışlar. Erkeklerin en çok arabalarının bagajına ağır bir şey koyarken ya da alırken, kadınların ise buzdolabındaki sebzeliğe eğilirken belini sakatladığını biliyor muydunuz? Kadınlar için bir diğer riskli hareket ise, ütü yaparken iki ayaklarının üzerinde sabit durması ki, bunu hemen her kadın yapıyor.
Bunun bel için ne kadar zararlı olduklarını bilmiyorlar. Bel ağrısı ve bel fıtığından korunmak için neler yapmamız gerektiğini, Anadolu Sağlık Merkezi'nin Fizik Tedavi ve rehabilitasyon uzmanlarından Dr. S. Yaprak Demir ve Dr. Semih Akı ile konuştuk...
Bel fıtığı; omurgayı meydana getiren kemiklerin arasındaki disklerden biri veya birkaç tanesinin, kendilerini tutan bağı iterek ya da yırtarak omurilik, omuriliği saran zar veya sinirlerin üzerine çıkıp baskı yapması olarak tanımlanıyor. Bel fıtığı, boyun veya kasık fıtığına göre daha fazla görülüyor. Bunun en temel nedeni, insan vücudunun en hareketli bölgelerinin başında gelmesi. Bu hareketi sağlayan bölge çok kısa ve son derece hareketli olunca, aradaki kıkırdağa çok yük biniyor. Omurgaya binen yük fazlalaştığında veya kıkırdağın üzerindeki yük dağılımı düzensizleştiğinde disk dışarıya kaçıyor.
Omurga 30 yaşından sonra yaşlanıyor
Her 100 kişiden 80-85'i en az bir defa ciddi bel ağrısı çekiyor. Bel fıtığı ise her 100 kişiden ortalama 5'inde görülüyor. Omurga yaşlanması 30'lu yaşların başında belirti vermeye başlıyor. Bel ve boyun fıtıkları, 30–50 yaşları arasında çok sık görülüyor. Günümüzde erkeklerin birçoğu arabasının bagajından ağır bir şey alıp bagaja bir şeyler koyarken, kadınlar ise buzdolabının sebzeliğine eğilirken tutulup kalıyor. Bu hareketleri yaparken hiç özen göstermedikleri için, istemeden de olsa omurgalarını sakatlıyorlar. Bu iki hareket, bel fıtığını tetikleyen en önemli yanlışlar. Küçük yaştan itibaren omurgayı yeterli çalıştırmamak ve günün birinde ondan ani bir şey istemek bel fıtığını kolaylaştırıcı faktörler arasında yer alıyor. Kırsal kesimde küçük yaştan itibaren bağ bahçeyle uğraşan, otomobile daha az binen kişilerde bel fıtığına daha az rastlanıyor. Bu yüzden mesela bir kadın, buzdolabından bir şey almak için eğilirse, alttaki kıkırdağın üzerine yük çok fazla düşeceğinden fıtıklaşma oluyor. Kolaylaştırıcı ikinci etken ise ani ve yanlış açıda yük kaldırmak. Bazen burularak yukarıya uzanmak da, mesela özellikle hanımların mutfakta yana doğru kıvrılarak raflara uzanmaları bel için son derece zararlı.
Akut ve kronik ağrının tedavisi birbirinden farklı. Prof. Dr. Akı, bel fıtığı tedavisine nasıl yaklaştıklarını ise şöyle özetliyor:
"Kronik ağrıda psikolojik faktörler rol oynuyor. Bu tip ağrıların tedavisinde hasta mutlaka psikolojik destek almalı. Onun için kronik ağrılı bir hastayı çevresiyle birlikte değerlendirmekte fayda var. Hastanın aile yaşamı, sosyal uyumu ve iş ortamı tedavi için önem taşıyor ve mutlaka bir arada değerlendirilmeli. Akut tedavide ise yaklaşım farklılaşıyor. Burada ilk akla gelen nokta ilaç tedavisi ve fizik tedavi oluyor. Akut bel ağrılarının bir yıl içinde tekrarlama ihtimali yüksek (yüzde 50) olduğundan korunma son derece önem taşıyor. Korunmada, hastanın kas yapısını ve duruşunu düzeltmeyi amaçlıyoruz. Onun için hastalara; tedavinin bir parçası olarak mutlaka iyileştirme eğitimi vermek zorundayız. Günlük yaşamları içinde nelere dikkat etmeleri, hangi egzersizleri yapmaları gerektiğini yaşamlarının bir parçası haline getirmelerini istiyoruz."
Bel fıtığından korunmak için...
* En etkili önlem, her gün yapılan bilinçli egzersiz.
* Vücut ağırlığınızı idealin üzerine çıkarmamaya özen gösterin.
* Başınızdan yükseğe uzanmayın.
* Mobilya ve ağırlıkları kendinize doğru çekmeyin, mecbursanız itin.
* Aşırı bedensel yorgunluklardan kaçının.
* Vücudunuzu herhangi bir pozisyonda uzun süre hareketsiz tutmayın.
* Yattığınız yer sert olmalı, tercihen vücudunuzun en rahat ettiği gibi uyuyun ama bir yanınıza yatabiliyorsanı z daha uygun olur.
* Otomobil kullanırken koltuğunuz direksiyona mümkün olduğunca yakın olsun.
* Otomobilde bel desteği varsa kullanın, yoksa ince bir yastıkçık koyun.
Beslenme hiçbir zaman sadece karın doyurmak anlamına gelmez.
İnsanın büyüme, gelişme ve sağlıklı yaşamını sürdürebilmesi için 50'den fazla türde besin öğesine ihtiyaç vardır.
Her çeşit besinin bileşiminde değişik miktarda "besin öğesi" dediğimiz kimyasal moleküller bulunur. Besinler yendikten sonra sindirim aygıtında besin öğelerine parçalanır ve vücutta öyle kullanılır.
Besinlerin bileşiminde bulunan besin öğelerini 6 grupta toplayabiliriz:
Proteinler
Yağlar
Karbonhidratlar
Mineraller
Vitaminler
Su
İlk 5 grubun her birinde ayrı özellikler ve vücut çalışmasında ayrı işlevi olan değişik türde besin öğeleri vardır.
Karbonhidratlar, yağlar ve proteinler enerji sağlayan öğelerdir.
Proteinler : Enerji sağlamalarının yanı sıra büyüme, gelişme ve yıpranan hücrelerin yenilenmesi için gereklidir. Ayrıca proteinler besin öğelerinin vücutta kullanılmasında görev alan enzim ve hormonlarında yapısını oluşturmaktadı r.
Vitaminler : Sinir ve sindirim sistemlerinin normal çalışmasına, besin öğelerinin elverişli olarak kullanılmasına ve vücut direncine yardımcıdır.
Mineraller : Bazı vitaminler vücudun yapıtaşıdır. Bazıları da besin öğelerinin yıkım ve yapımındaki kimyasal değişmeleri düzenleyicidir.
Su : Besinlerin vücuda alınması, sindirimin kolaylaşmasını, hücrelere taşınmasını ve hücrelerde metabolizma sonucu oluşan zararlı öğelerin dışarı atılmasını sağlar. Ayrıca vücudun ısı denetçisidir.
Doğanın bize sunduğu her besini yemek imkanımız olmadığı gibi yememize de gerek yoktur. Daima birbirinin yerini tutan besinler bulunmaktadır. Önemli olan hangi besinin hangisinin yerini tuttuğunu bilmektir. Besinler besleyici değerleri yönünden 5 grupta toplanır. Bu gruplar;
1. Grup Et Ürünleri : Et, tavuk, balık, yumurta, kurubaklagiller ve bu besinlerden üretilen yiyeceklerdir. Bunlardan günde 2 porsiyon alınmalıdır.
2. Grup Sebze ve Meyveler : Sebze ve meyveler, C vitamini ihtiyacımızı karşılar. Günde 3-4 porsiyon yeterli olmakla birlikte 1 porsiyonun yeşil yapraklı sebze veya limon, portakal veya domates olmasına dikkat edilmelidir.
3. Grup Tahıl Ürünleri : Tahıl ve tahıldan yapılan yiyecekler, her öğünde 1-2 dilim ekmek, makarna, şehriye, börek gibi yiyeceklerde günde 1-3 porsiyon alınmalıdır. Porsiyon sayısı kişinin kilosu ve yaptığı işte harcadığı enerjiye göre ayarlanmalıdır. Fazla şeker tüketimi kişinin dengesiz beslenmesine yol açar.
4. Grup Süt Ürünleri : Süt ve sütten yapılan yiyecekler, kalsiyum ihtiyacı için son derece önemlidir. Günde 1-3 porsiyon alınmalıdır. Çocuklarda ve orta yaşın üzerinde 3 porsiyon alınmalıdır.
5. Grup Yağlar : Salatalar ve yemeklerin hazırlanmasında kullanılan aşırıya kaçmayan yağ miktarı günlük yağ ihtiyacını karşılar. Yiyeceklerin bileşimlerinde bulunan yağlar günlük gereksinmenin yarısını karşılar.
Her grup içindeki besinler birbirinin eşdeğeridir. Ancak enerji, protein ve vitamin içeriği açısından eşit değildir.
Çinliler çok sıcak su içerler ... Bol Bol Sıcak su .... Bütün gün, her gün !
NEDEN bol sıcak su?
Çay veya su bazlı içeceklere benzemeyen şekilde, bol su mide yüzeyinde kan akımına direkt olarak emilen birkaç maddeden biridir. Beden suyu diğer bileşenlerden ayırmak zorunda kalmaz.
NEDEN Sıcak Su?
Çinliler, 40 yaşından sonra oda sıcaklığından daha soğuk olan hiçbir şeyin bedenlere alınmaması gerektiğine inanırlar. Çünkü normal yaşlanma fiziksel değişimler üretir:
a) Kan damarları daha az elastik olur ve içindeki birikim nedeni ile çapı küçülebilir, bu nedenle yüksek kan basıncı oluşabilir ve kan dolaşımı problemleri ortaya çıkabilir (dondurma başağrısı sendromu)
b) Sindirim sistemi (büzgen kas, barsaklar ve kolon) da daha az elastik olur, sindirim sorunlarına ve kabızlığa neden olur.
Çinliler soğuk içecekler içtiğiniz veya soğuk besinler yediğiniz zaman içsel organların daha fazla büzüldüğüne, mevcut problemleri daha da kötüleştirdiğine inanıyor. Yağlı bir tavayı soğuk suda yıkamaya çalışın. Yağlar donar ve yapışır. Ama aynı tavayı SICAK suda yıkarsanız, yağı çözer ve uzaklaştırır. Bedenimiz yağları içerir. Sıcak su sistemimizi temizler.
SICAK SUYUN Faydaları :
1 - Bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır. Bu kan dolaşımında artışa neden olur.
2 - İç organları ve kaburga kafesinin etrafındaki kasları gevşetir, daha derin nefes almanızı sağlar.
3 - Mide asidi etkilerini rahatlatır ve asit reflu semptomlarını rahatlatır.
4 - Sulanmayı ve besinlerin emilimini artırarak sindirime yardımcı olur.
5 - Kabızlığı giderir.
6 - Kilo verme : yemeklerden yarım saat önce içilen sıcak su iştahı azaltır ve kilo vermeyi hızlandırır. Nefes tekniği ile birleştirilirse, yağ yakmak için hiper - oksijenlenme sağlar.
7 - Soğuk algınlığı, gripin süresini kısaltır, zatürreyi önler.
NE KADAR İÇMELİ? NE KADAR SICAK OLMALI? NE KADAR SIK İÇMELİ
Günd e 3 kez 1 fincan için, kahve sıcaklığında. Daha fazlası daha iyidir.
Kilo vermek sandığınız gibi zor ya da pahalı değil. En kolay ve en ucuz yolu ise kalori kısıtlaması ve egzersize ek olarak bolca tüketeceğiniz su. Diyette her fazla beş kilo için bir bardak fazla su içilmeli. Özellikle yemeklerden önce su içmek, suyu soğuk tüketmek metabolizmayı hızlandırıyor
Diyet deyince sadece yediklerimizi kısmak akla gelmemeli. Çünkü vücuttaki yağın da eritilmesi gerekiyor. Bunun ise basit ve ucuz bir yolu var: su içmek. Su, dokulara oksijen taşıyarak yağ yakımını hızlandırıyor. Suyun yokluğu ise ölüme varan ciddi sonuçlara yol açıyor. Kadınların günde 10, erkeklerin ise ortalama 14 bardak su tüketmeleri öneriliyor. Ancak gereğinden fazla tüketilen su da sorunlara neden oluyor. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şube Başkanı diyetisyen Aysen Arıcan, "Su içmek için asla susamayı beklemeyin" diyor.
Su diyette neden önemli?
Su, insan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli öğedir. İnsan yemek yemeden haftalarca yaşayabilir, fakat susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. İnsan vücudunun ortalama yüzde 65'i sudur.
Kanın yüzde 92'si,
kemiklerin yüzde 22'si,
beynin ve kasların yüzde 75'i sudur.
Hücrelerin yaşamsal faaliyetleri, vücut fonksiyonları nın yerine getirilmesi vücudun su dengesinin korunmasıyla mümkündür.
Vücutta biriken toksinleri atmak, vücudun ısı dengesini sağlamak için idrarla 1500, deri yoluyla 500, dışkı ve solunum ile 300'er ml. (toplamda yaklaşık 2.5 litre) su kaybediliyor. Kaybedilen suyun her gün yerine konulması yaşam için çok büyük önem taşır.
Vücutta sıvı kayıplarının oranına göre çıkan acı fatura ise şöyledir:
Yüzde 1'lik su kaybında hipotalamusta susama merkezi uyarılır. Yüzde 3'lük su kaybında kan hacmi ve fiziksel performans azalır. Yüzde 5'lik su kaybında birey konsantre olamaz. Yüzde 8'lik su kaybında baş dönmesi, aşırı yorgunluk, soluma güçlüğü oluşur. Yüzde 10'luk su kaybında kas spazmı, aşırı yorgunluk, dolaşım-böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkar.
Egzersizle su ihtiyacı artar
Herkesin su ihtiyacı farklı mı?
İnsan vücudunun su içeriği yaş, cinsiyet, boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve fiziksel aktiviteye göre değişir.
Çocukların vücudunun su oranı yüksektir (yetişkinde yüzde 70, yeni doğan bebekte ise yüzde 90) ve yaş ilerledikçe suyun yerini yağ dokusu almaya başlar. Dolayısıyla yaş ilerledikçe suyu daha çok tüketmek gerekir. Yetişkinlerde vücut su oranı yüzde 60, yaşlılarda ise yüzde 50'dir.
Sporcuların su oranı ise standart kişilerden yüzde 5 daha yüksek seviyede olmalı. Yapılan egzersize bağlı olarak su içimi artırılmalıdır. Vücutta egzersiz sırasında kaybedilen suyun yerine konulması ve tekrar vücut su dengesinin sağlanması için yeterli su tüketimi şarttır. su tüketimi egzersiz sonrasında olabileceği gibi, vücudu su kaybına hazırlamak adına egzersiz öncesinde hatta egzersiz esnasında da (15'er dakikalık aralıklarla yudum yudum su içilmesi şeklinde) olabilir.
Vücutta su dengesinin sağlanması metabolizmanı n düzgün çalışmasını, cilt sağlığını, kan akışkanlığının düzenli olmasını sağlar.
Susamak, vücudumuzdaki sıvı miktarının azaldığına işaret eder. Susama hissi oluşmadan su içemeye özen gösterin. Aksi halde geri dönüşü zor problemler oluşabilir.
Bebek ve çocuklarda vücudun harcadığı
her kalori başına 1.5 ml. suya gereksinim vardır (ortalama 1-1.5 litre). Yetişkin bireylerde ise ortalama iki-üç litre suya ihtiyaç vardır. Sağlıklı bir kadının günde 10 bardak, erkeğin ise 14 bardak su içmesi öneriliyor. Kilo fazlası olan kişilerin bu miktara; her fazla beş kg. başına bir bardak fazla su eklemeleri gerekir. Hamileler, ağır işte beden gücüyle çalışanlar ve sporcuların sıvı ihtiyacı ortalama üç-üç buçuk litredir.
Su içmenin zamanı olur mu?
Su içmek için asla susamayı beklemeyin.
Ortalama her saat için bir bardak su içilmesi önemlidir. Kilo vermek isteyenler yemeklerden önce ve soğuk su içerlerse metabolizmaları hızlanır.
Su ihtiyacı başka şeyle karşılanır mı?
Günlük yaşamımızda sıvıları daha çok çay, kahve, meşrubat gibi içeceklerle alıyoruz. Halbuki kafein içeren bu içecekler diüretik etkiye sahiptir (vücuttan fazla miktarda sıvı atılımını sağlar). Türk kahvesi ikram edilirken geleneksel olarak yanında su da ikram edilir, bu gelenek boşuna değildir, kaybedilen sıvının yerine konulması için çok sağlıklı bir gelenektir. Aynı şekilde çay, kola ve nescafe ile de su içilmesi gerekir. En iyi çözücü, saf, katkısız ve doğal olan içecek su olduğu için günlük sıvı ihtiyacının 3/4'ü su olarak tercih edilmeli. Özellikle yazın suya daha bir önem vermek gerekir. Çorbalar, ayran, kompostolar ve taze sebze ve meyvelerle ortalama 750 ml. sıvı gereksinimimiz karşılanabilir, geri kalan sıvı ihtiyacı mutlaka su olarak karşılanmalıdır.
Yemek yerken su içmeli miyiz?
Eğer kişinin yemek yerken su içme alışkanlığı varsa bunu devam ettirmelidir. Ancak tüketmiyorsa kendini de zorlamamalı. Çünkü bir öğünde sıvıyla birlikte midenin alabileceği kapasite bellidir.
Yemekle birlikte su alındığında mideye daha az besin alınır.
Su içilmeyen günlerde ise kalan kısım da yemekle doldurulmak istenir, daha fazla besin tüketilir. Suyun faydasını en üst düzeyde sağlayabilmek için yemeklerden 15 dakika önce su içmeli ve yemek sırasında su içme alışkanlığı varsa devam ettirilmelidir.
Vücuttaki yağ akımını dengeliyor
Fazla su zararlı olabilir mi?
Gereğinden çok fazla su içilmesi vücutta toksik etki yaratarak su zehirlenmesine neden olabilir.
Fazla su içme şeker hastalığının bir belirtisi de olabilir.
Eğer çok sık ve fazla su içiyor ve sık idrara çıkıyorsanız mutlaka bir sağlık kurumunda şeker hastalığı taraması yaptırınız.
Suyun organlar üzerindeki etkisi nedir?
Böbreklerin görevini yerine getirebilmesi ve dolayısıyla vücuttaki yağ akımının dengeli olabilmesi için bol su tüketilmeli. Çünkü karaciğerin görevini yapabilmesi, böbreklerin çalışmasına bağlıdır. Karaciğerin başlıca görevlerinden biri, vücutta depolanmış yağları bedenin kullanabileceğ i enerjiye çevirmektir.
- Yeterince su içilmediği takdirde böbrekler iyi çalışamaz ve süzme işlemini gereği gibi gerçekleştiremez.
- Karaciğer böbreklerin görevini üstlenmeye başlar, kendi görevi kinci plana düşer ve daha az yağ yakmaya başlar.
- Yakılmayan yağlar vücutta birikmeye başlar. Kilo kaybı yerine kilo alımı söz konusu olur.
Hem kalorisi yok hem de yağ yakıyor
Her diyette 1.5-2 litre su içilmesi önerilir ancak nedense bu kurala uyanımız son derece azdır. Oysa suyun bildiklerinizin ötesinde pek çok yararı var:
· Birçok kişi sinirli ya da üzgün olduğunda ilk iş olarak buzdolabına yönelir. Çünkü bu zamanlarda vücutta salgılanan endorfin hormonu iştah açar ve bizi yemeye yönlendirir. Oysa bu durumda yapılacak en yararlı şey su içmektir. Çünkü su, endorfin hormonu salınımını bloke ederek gereksiz yemek yemeyi engeller.
· Su, kasların dengesini sağlayarak kasılma anındaki doğal fonksiyonları nı düzenlemeye yardımcı olur.
· Vücudun zararlı maddelerden arınmasını sağlar.
Su yoksa tehlike var
· Kabızlığı önler. Yeterli su alınmadığı zaman beden ihtiyacı olan suyu bağırsaklardan çektiği için kabızlık oluşur.
· Vücudumuz yeterince su alamazsa bunu bir tehlike gibi algılayıp suyu saklamaya başlar. Bu da vücutta su toplanmasına özellikle el ve ayaklarda ödem oluşumuna neden olur. Bu yüzdendir ki kişinin gün içinde yeterli miktarda su içmesi çok önemlidir.
· Bazen günlük kilo değişimleri görülebilir, yeteri kadar su içilmediğinde bu kilo artışı ödem ve yağlanmaya işaret eder.
·
Dokulara oksijen taşıyor
· Sindirimi kolaylaştırarak yemek sonrası şikâyetleri azaltır ve besinlerden maksimum yararlanmamızı sağlar.
· Oksijen olmadan hiçbir madde yanamaz, vücutta da besinlerin yakılması buna bağlıdır, suyu yeterli tüketen kişilerde kandaki oksijen dokulara yeteri kadar sağlıklı bir şekilde taşınabilir dolayısıyla yağ yakımını hızlandırır.
· Kilo alıp vermeden dolayı oluşan sarkmaları sporla birlikte önler.
· Hücrelere oksijen ve besin öğelerinin taşınmasını, ayrıca atık ürünlerin taşınarak böbreklerden atılmasını sağlar.
· Ağız, göz ve burun gibi vücut dokularının nem dengesini korur.
· Vücuttaki kan, mide sıvısı, tükürük, amniyotik sıvı (gebelikte) ve idrar gibi vücut sıvılarının büyük bir kısmı sudur.
· Dışkıyı yumuşatıp kabızlığı önler.
· Cilt sağlığında, cildin taze pürüzsüz ve nemli olmasında çok önemlidir.
· Bağışıklık sisteminin verimli çalışabilmesi için vücut su dengesi sağlanmalı.
· Vücut ısısının denetiminde su dengesi çok önemlidir.
Yaz-kış vücut sıcaklığı 36-37 derce arasındadır, bunu sağlayan vücuttaki
su dengesidir.
· Vücutta oluşabilecek ödemin önlenmesinde önemli rolü vardır. Dışarıdan yeteri kadar su alınmadığında hücreler suyu bünyelerinde tutarak ödem oluşturur.
· Tükürük ve mide salgısında besinlerin sindirilmesinde görev alır.
· Vücudun ihtiyaç duyduğu minerallerin pek çoğunu sağlar.
· Soğuk algınlığı, idrar yolu enfeksiyonları , böbrek taşları ve mesane kanseri riskini düşürür.
Diyet yemeği tatsız olmak zorunda değil
Çingene pilavı-2 kişilik
Malzemeler: 100 gr. çökelek veya lor peyniri, 1 domates, 1 sivri biber, 1/4 bağ maydanoz, 2 tatlı kaşığı zeytinyağı, 1/2 limon, tuz, pulbiber
Yapılışı: Sebzeler küçük küçük doğranıp çökelekle ve diğer malzemeyle karıştırılır, arzuya göre ekmekle birlikte tüketilir.
Yumurtalı ekmek-2 kişilik
Malzemeler: 4 dilim tam buğday ekmeği, 1 yumurta, 1 çorba kaşığı lor peyniri, 1/4 bağ maydanoz, tuz, pul biber
Yapılışı: Malzemeler karıştırılıp ekmeklerin üzerine sürülür ve fırına dizilir.
Peynirler eridiğinde sıcak servis yapılır.
Maydanoz yatağında levrek 2 kişilik
2 adet orta boy levrek, 1/2 demet maydanoz, 3-4 diş sarmısak, tuz, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı
Yapılışı: Sarmısak ve tuz dövülür. Maydanozlar da ince ince kıyılır, yarısı ayrılır. Maydanozun bir kısmı, yağ, sarmısakla karıştırılır. Balıkların ağzının içine ve üzerine bu karışım doldurulur
ve fırın poşetine konularak fırınlanır. Kalan kıyılmış maydanozlar servis tabağına serpilir, fırından çıkan balıklar bunun üzerine alınarak servis edilir.
Eğer saç dökülmesi sorunu yaşıyorsanız yalnız olmadığınız açık! Kadınlar ile erkeklerde görülen saç dökülmelerin nedenleri farklıdır. Kadınlardaki çoğu saç dökülmesi yani erkek tipi dökülmelerin daha kolay tedavi edilebilir.İşte saç dökülmesine neden olabilen bazı faktörler..
Demir eksikliği: Kansızlığa bağlı, demir eksikliğine bağlı anemi saç dökülmesine neden olabilir. Ancak kendi kendinize demir içeren vitaminler almayın çünkü fazla demir de bazı hastalıklara neden olabilir. İlk olarak kan sayımı yaptırarak demir eksikliğiniz olup olmadığını öğrenin.
Tiroid: Aşırı çalışan ya da çalışmayan tiroid saç dökülmelerine neden olabillir. Östrojen seviyesinin düşük olması: Çoğu kadın menopozdan sonra veya bu sırada saç dökülmesi sorunu yaşayabilir.
Gebelik öncesi hormon değişiklikleri: anne adayları ilk 6 ay boyunca yaşadıkları hormonal değişimlerin sonucu saç dökülmesi sorunu yaşayabilir ancak hormonları normale döndüğünde saçlar yeniden çıkabilir. Telogen effluvium: Uzun bir dönem içinde saçta yaygın olarak görülen incelme ve dökülmedir. Hamilelik, hastalıklar ya da stres gibi faktörler etkili olabilir.
İlaçlar ya da tedavi: Çocu ilaç ya da tedavi saç dökülmesine neden olabilir. Eğer bu tür bir durumla karşılaştıysanız doktorunuzla konuşarak tedavinizin gözden geçirilmesini isteyebilirsiniz.
Yüksek seviyede A vitamini ya da Selenyum: Eğer ihtiyacınızdan fazla A vitamini ya da selenyum aldıysanız bu tür bir son uçla karşılaşabilirsiniz.
Sigara saç dökülmesine neden oluyor
Erkekler üzerinde yapılan araştırmalarda sigara içmenin de saç dökülmesini artırabileceği belirlendi. Kadınblar üzerinde bu yönde henüz bir çalışma olmamasına rağmen, sigaranın bu tür sonuçlar doğurabileceği açık.
Saçlarınız dökülüyorsa ne yapmalısınız?
Saç dökülmesi sorunu yaşıyorsanız yapmanız gereken saç dökülmenizin ne zaman başladığı, sebeplerinin ne olabileceğini belirlemek ve saçlarınızı tamamen kaybetmeden önce uzmandan yardım almak. Öncelikle kan tahlili yaptırarak demir, tiroid, östrojen (kadınlar için) hormonu seviyenizi ölçtürmeniz yerinde olacaktır. Doktorunuz bunlarda eksiklik görmediyse o zaman sorun genetik olabilir.
Saç dökülmesi için önerilen ilaçlar ve tedavi
Rogaine (minoxidil içeren ilaç): Doğrudan deriye uygulanıyor ve kan dolaşımını hızlandırıyor. Bu sebeple saç kökleri daha iyi besleniyor, bol oksijen alan saç hücreleri güçleniyor ve daha kalın saçlara sahip olmanızı sağlıyor. Hamile ya da emziren annelerin kullanmaması öneriliyor.
Propecia (finasteride içeren ilaç): İyi huylu prostat büyümesini tedavi etmek için hazırlanmış bir ilaç. Zaman içerisinde Finasteridin yan etkisi olarak saç fölikillerinin yok olmasına da neden olan bir androjen olan DHT' ye (dehidrotesteron) dönüşmesini engellediği keşfedilmiş ve 1997 yılında saç dökülmesine karşı kullanılmak üzere FDA tarafından onaylanıp Propecia adı altında satışa sunulmuş. (Hamileler ya da anne olmayı planlayanları n kesinlikle almaması gerekiyor. Yapılan araştırmalarda tüm kadınlar üzerinde başarılı olmadığı görülmüş)