Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 152
Ana Sayfa >> Nostalji >> Paylaşım >> *** AŞK'ı TARTIŞALIM MI? ***
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3 ... 7, 8, 9 ... 14, 15, 16  Sonraki
Yazar *** AŞK'ı TARTIŞALIM MI? ***
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

Aşkın Kimyasal Analizi



ABD'de gösterime giren 'Dopamine' adlı film, aşkın kimyasını sorguluyor
Âşık olamıyorsanız, suçu beyninizde arayın

- Beyindeki asıl suçlunun dopamin olduğu iddia ediliyor
- Dopamin, beyindeki ileti maddelerinden biri. Pek çok 'hissi' yaratıyor
- Ayrıca aşkın kimyasının temelinde olduğu için pek meşhur!
- Azı parkinson, çoğu şizofreniye sebep oluyor! Aynı adlı müzik grupları var




Amerika'da son günlerde bir tartışma iyice alevlendi, konusu ise 'aşk', daha doğrusu 'kimyası'. Bu tartışmayı Türkiye, Milliyet Gazetesi Washington Temsilcisi Yasemin Çongar'ın yazısından öğrendi.
Bu tartışmaya neden olansa bir film: 'Dopamine' (Dopamin). Küçük bütçeli bir yapım olan 'Dopamine'in yönetmenliğini Marc Decena yapmış. Film, yönetmenin ilk deneyimi. Buna karşın Sundance Film Festivali'nde 'Alfred P. Sloan Vakfı Ödülü'nü kazandı. Konusu ise oldukça ilginç: Aşkın ne olduğunu ve aslında nasıl olması gerektiğini sorgulayan iki insanın hayatlarını anlatıyor 'Dopamine'. "Aşkın kendine özgü bir beyni vardır" diyen yönetmen Marc Decena soruyor: "Aşk bir kimya mıdır, yoksa kimyasal bir madde midir?"
Aşkın kimyası daha önce de tartışıldı, kitaplara ve bilimsel araştırmalara konu oldu. Sonuçta da kalple değil, beyinle ilişkisinin olduğu bulundu. Âşık olduğumuz adamı/kadını görünce kalp atışlarımızın artması ise tamamen beynimizin verdiği bir emir ve yarattığı kimyasal reaksiyon sonucu olduğu anlaşıldı! Bu kimyasal reaksiyonda başrolü oynayan bir sinir ileti maddesi var ki hem filmde hem de yazıda 'başrol'de! Dopamin...

Tartışmayı yeniden başlatan madde: Dopamin

Yasemin Çongar, yazısında, 'Dopamine' adlı filmin aşk üzerine başlattığı tartışmayı şöyle yazdı. "ABD'de son günlerde bir tartışmadır gidiyor. Hoş, ben ona, içindeki sihre kapılıp 'simya' demekte direniyorum ya, aslında 'aşkın kimyası' üzerine bir tartışma bu. Odağında da dopamin denilen bu hormonvari madde var... Bu Amerikan milleti bugünlerde 'daha fazla dopamin, daha fazla libido' sloganına fena kapılmış vaziyette. Eh, ne de olsa parmağını popüler nabzın üzerinden hiç çekmeyen medya da şimdi dopamin şerbeti sunmakta cümlemize. Eğer birilerinin 'yeşil gözlerinden muhabbet kapmakla' dopamininiz yükselmediyse, çareyi iki kadeh şarapta bulmanızı tavsiye edenler de var, kendinizi amfetaminlere vermenizi önerenler de... B vitamini kürüne girerseniz, çok daha kanlı canlı bir cinsel yaratık olacağınızı müjdeleyenler de... Sonbahar sinemalarının en sevimli filmlerinden birinin adı ile süslenmesi, bu 'çeyrek ekmeğe kokoreç' derinliğindeki tartışmanın en çekici yanı aslında. Ne de olsa Decena'nın filmi, sonunda bir çift gözde buluyor derdi de devayı da. Kimyasına kafa yoranlar yoradursunlar, aşkın simyası baskın çıkıyor." Aşk... Durup derin bir nefes almayı gerektiren; "Nasıl yazsam, nereden başlasam?" dedirten durum. Sayısız tanımı ve sırrı var. En son Kürşat Başar'ın İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan 'Başucumda Müzik' adlı kitabında tanımı şöyle yapıldı: "... Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan, âşıksın." Naif ve sade... Zaten burada aşkın tanımını yapmak gibi bir çılgınlığa kalkışmayacağım. Herkesinki kendine!.. Ancak aşkla pek ilgisi olmayan bir şeyden, 'gerçeklerden' bahsedip, aşk, üzüntü, utanma, zevk alma gibi hislerimizin altında yatan maddeyi, yani 'dopamin'i araştıracağım. Nedir? Ne işe yarar? Azı karar, çoğu zarar mı? Aşkla ilgisi ne kadar? Bu sorularımı Psikiyatr Dr. Serdar Serdaroğlu yanıtladı.

- Beynimizle psikolojimiz arasında nasıl bir ilişki var?
Beyin, psikolojiyle, dışsal çevreyle içsel çevre arasındaki dengeyle çalışıyor.
Her psişik olay, beyinde nörokimyasal bir değişim başlatıyor. Bazısının geri dönüşü oluyor, bazısının olmuyor. Psikoloji- biyoloji ayrımı artık pek yok. Psikolojik bir olay biyolojik sonuç verirken biyolojik olay psikolojik sonuç verebiliyor. Önemli olan hastalığı farmakoterapi (ilaç tedavisi) mı yoksa psikoterapiyle mi çözeceğiniz. Çağdaş yaklaşım, ikisini birlikte götürmek.
- Nörokimyasal olaylar nasıl oluşuyor?
Beynin nörokimyasında, beyinde dopamin, noradrenalin, seratonin, GABA, glutamat gibi çeşitli ileti maddeleri var. Dopamin de bunlardan biri. Bunlar, sinirlerin birbiriyle karşılaştığı 'kavşak' noktalarında bulunan kimyasal maddeler. Beyinde bunlardan milyonlarca var; büyük bir bilgisayar ağı gibi her yerdeler. Bunların varlığı, sinirlerdeki iletinin sağlanmasına yönelik. Bunların her birinin düzensiz, yani az ya da çok, çalışması hastalıkların çıkmasına neden oluyor. Bu hastalıklar ya genetik ya da çevresel etkenlerle ortaya çıkıyor. Bugün, nörobiyoloji ve psikiyatri çalışmalarında görüldü ki genetik faktörlerin yanında çevresel etkenler de nörokimyasal bozukluğa yol açabiliyor.
- Aşkın da bir nörokimyasal olay olduğunu düşünürsek, aşkın kimyası olduğunu söyleyebilir miyiz?
Tabii. Ama şöyle yorumlanmamalı: Bir madde var, bizi âşık ediyor! Aşkta, kültürel, sosyal özellikler, bireyin doğuştan getirdiği özellikler, yani huy hepsi bir bütün. Kendinizi ve yanınızdakini beğenmede, toplumun kültürü rol oynuyor. Kültürü de medya etkiliyor. Bir tip çiziyor: Zayıf, ince, uzun, sarışın kadın. Anglosakson kültürün dünyaya hakim olmasıyla bu tip seçildi. Gelecekte farklı bir tip de idealize edilebilir. Yani beyinde sarışın, uzun boylu kadınları ya da atletik yapılı erkekleri sevdiren bir madde yok! Bu, kültürle bağlantılı. Kültür değişince beğeniler değişiyor, sonra da onu görünce beyinde reaksiyon oluşuyor. Ortaçağ'da romantizm döneminde bir kadının aşk sembolü
'kahraman şövalye'dir; sonraları entelektüel erkek çekicidir; şimdiki zamandaysa paralı, prestijli erkek çekici bulunuyor.
- Âşık olunca ne oluyor beynimizde?
Onu gördüğünüz zaman aşırı heyecanlanma. Yani hipofizden böbrek üstüne kadar olan bölgenin aşırı çalışması. Bu bölgeyi hipotalamus hareket ettiriyor. Hipotalamus da bu işlemi dopamin sistemiyle yapıyor. Aşkın kimyasında böyle bir faktör var.
- Yani dopamin başrolde. Peki başka maddeler de var mı?
Var, sadece dopamin değil. Endorfin, noradrenalin denen diğer sinir ileti maddeleri de bunda rol oynuyor. Terk edilme, ayrılığı kaldıramama durumlarındaysa seratonin sistemi daha etkili. Dopamin düzensizliğinde kişi duygularını ifade edemez. Mesela; şizofren bir kişi, âşık olsa da o duyguyu gösteremez. İçinde sevgi vardır, ama ifade edemez. Çünkü ifadede rol oynayan maddeyi, yani dopamini kullanamıyor.
- Dopamin üzerindeki araştırmalar ne zaman başladı?
Son 40 yıl boyunca dopaminle ilgili pek çok çalışma yapıldı. Dopaminle ilgili temel çalışmalarda, çok meşhur bir hastalık üzerinden yola çıkıldı: Şizofreni. Şizofrenide dopamin hipotezi çok eski yıllardan beri araştırılıyor. Bir sinir ileti maddesi olan dopaminin kimyasının araştırılması, şizofreninin de anlaşılmasına yol açtı. Tabii ki şizofreni bir tek dopamin sebebiyle ortaya çıkmıyor, ama dopaminin aşırı hareketli çalışması şizofreninin başlıca sebeplerinden.
- Dopaminin beynimizdeki çalışma şekli nasıl?
Dopamin hücreleri, beyinde hipotalamus denen ve orta beyin bölgelerinde daha çok bulunuyor. Hipotalamustaki dopamin, hipofizdeki prolaktin denen maddenin salınımını kontrol altında tutuyor. Yani hipotalamustaki dopamin, hipofizi etkiliyor. Hipofizden başlayıp böbrek üstü bezine kadar olan eksen, bizim, heyecan, coşkularımız, ateş basması, sıkıntılarımız, strese karşı vücudun cevabında rol oynayan bölge. Bu bölge, hipotalamustaki dopamin hücreleriyle etkileniyor. Onun için dopamin, temel olarak heyecansal faktörlerimizde rol oynayan ana sistemi etkileyen maddelerden biri.
- Aynı zamanda olumsuz his ve mutsuzluk da yaratıyor mu?
Tabii. İnsanın temel coşkuları, sevinmek, üzülmek, tiksinmek, utanmak gibi emisyonlar. Hepsini de hipotalamustaki dopamin kontrol ediyor. 1960'larda Carlson'un ileri sürdüğü teze göre, şizofrenide dopamin rol oynuyor. Sonraki araştırmalar da bu yönde gelişiyor. Görülüyor ki dopamin salınımında artma ya da ilgili dopamin reseptöründe (alıcı merkezi) aşırı duyarlılık var. Bu da kişinin davranışlarını etkiliyor. Mesela; 60'larda çok kullanılan, aşırı uyanıklık sağlayan amfetaminin dopamin salınımına neden olduğu görülmüş. Sürekli amfetamin kullanan kişilerde de aşırı dopamin salgılanması ve dolayısıyla şizofreniye benzer akıl hastalığı görülmüş. Çıkarılan ilaçlar, dopamin salgılanmasını azaltıyor ve hasta, eskisine göre düzeliyor. Şizofreniden sonra ise manik-depresiflik üzerinde dopaminin rolü araştırıldı ve mani döneminde dopaminin rol oynadığı görüldü.
- Yani tek suçlu dopamin mi?
Esasında hastalıklarda bugün için varılan sonuç, tek bir nörokimyasal maddenin rol oynamadığı. Mesela; dopamin artışı ve azalışı, beyinde seratonini de etkiliyor. Beyin, modül halinde çalışıyor. Tek bir parça değil. Her bir sistem bağımsız gibi, ama merkeze bağlantılı. Zincirleme reaksiyonlar bütünü.
- Fazlalığını konuştuk. Dopamin eksikliğinde ne oluyor?Dopamin eksikliğinde ise parkinson ismindeki nörolojik hastalık ortaya çıkıyor. Şizofrenide yapılan tedavi, kişide 'yalancı parkinson' denen bir hastalığa sebep olabiliyor. O yüzden eski tip şizofreni ilaçları verilirken parkinson olmasın diye başka bir ilaç da verilir. İki uç gibi aslında: Şizofreniyi tedavi ederken parkinson; parkinsonu tedavi ederken şizofreni çıkabilir! Tedavi, çok deneyimli olarak yapılmalı.
- 'Dopamin'in hayatımızdaki yeri çok önemli o zaman...
Kesinlikle. Beyinde dopaminin işlev gördüğü yerlerden biri, prefrontal korteks, yani beynimizin ön bölgesi. Buradaki dopamin oranı, kişinin dikkat fonksiyonlarını idare etmeye yöneliktir. O yüzden hiperaktivite bozukluğu, dikkat eksikliğinde kişiye verilen ilaç, dopamini düzenlemeye yöneliktir. Buradaki dopamin, bizim sosyal olmamızı da sağlıyor. Yani kendimize dönük olmamızı engelliyor, dürtülerimizi, isteklerimizi kontrol etmemizi sağlıyor. Bizi, hayvanlardan ayıran noktalardan biri, prefrontal bölgenin varlığı. Eğer bu bölge düzensiz olursa kişi, isteklerinin önüne geçemez. Mesela; çalışmalarda, psikopatlarda, anti sosyal kişilikte, prefrontal korteks'teki dopamin sisteminin düzensiz çalıştığı tespit edilmiş. Yani hem dikkatleri bozuk hem de seks, agresyon gibi dürtülerini kontrol etmekte güçlük çekiyorlar.
- Dikkat eksikliği bozukluğu olan ve dopamin düzensizliği yaşayanların ne yapması gerek?
Plan program yapıp onu sürdürme zorluğu yaşarlar. O yüzden ilaç kullanmaları gerek. Fakat psikoterapiyle de kişinin bu yönlerinin arttırılması sağlanır.
- Dopamin düzensizliğinin yarattığı hastalıklar neler?
Dikkat eksikliği bozukluğu, antisosyal yapılar, manik depresiflik, şizofreni, akıl hastalığı yapan uyuşturucu maddeler, motor vokal tikler, turet, parkinson gibi hastalıklar dopaminle doğrudan bağlantılı. Ayrıca hastalık olmasa da istekleri frenleyemeyen, aşırı dürtüsel kişilerde aşırı süratli araba kullanan, dükkanın mal çalmanın heyecanının yaşayan kişilerde, çok sık evlenip boşananlarda beyinlerinin ön bölgelerinde dopamin düzensizliği tespit edilmiştir.
---
DOPAMİN NEDİR?
Dopamin, beyindeki sinir hücreleri arasındaki iletişimi kolaylaştıran bir madde. Dopamin eksikliğinde kişi duygularını ifade edemez.


Zeynep Bölükbaşı Ertem

Kaynak:Tempo

15-02-2007 17:14
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

birde bunu okuyun

Askin tanimini yapmak, herhangi bir rengin veya bir meyvenin tadinin animini yapmak kadar zordur. Hatta, farkli insanlarda farkli ask olusumlarinin yasaniyor olmasi, tipki bir rengin farkli tonlarinin olmasi veya bir meyvenin farkli türlerinin farkli tadlarinin olmasi gibi tarif edilmesini gittikçe zorlastirir. Bunun en önemli sebebi; bazi duyularimizin sözle anlatilmasinin zor olmasidir. Ask da; görmek, tatmak, koklamak, isitmek, dokunmak gibi bir duyunun sonucudur insanda: sevmek duyusunun... Gözler, dil, burun, kulak ve ten organlari gibi; beyin de bir duyu organidir.

Ancak burada duyulan sey; bazen diger duyu organlarindan alinan duyum bilgilerin islenmesi olabildigi gibi, bazen de kendisi tarafindan üretilen seyler olabilir. Bunlar için; güzel bir manzara karsisinda insanin iç rahatligi ve mutluluk hissetmesi ve asik olan kisiye siir yazilmasi örnekleri gösterilebilir. Edebi olarak sevgi kalple iliskilendirilir. Aslinda sevgi beyinde duyumsanan bir seydir. Ask ise bu sevginin beyinde bazi islevlerin degismesine sebep olmasidir: Egoistlik, kendini begenme, kendini sevme, mantikli hareket etme ibi islevlerin etkileri azalir veya yok olur duyumsanan askin siddetine öre. Bir tutku halini alir ask. Bazen de delilige kadar uzanir...

Erich Fromm'un "Seni seviyorum diyebiliyorsam bu, sende bütün insanligi, bir anlamda canli olan herseyi ve yine sende kendimi seviyorum demektir."açiklamasinda askin; insanin kendi içindeki güzelligi bir baskasi üzerinde yansitmasi tanimi da gizlidir. Bu belki de, insanin içindeki gizli-narsismin bir sonucudur; yani kendini sevme yerine kendisinin özelliklerini bir baskasinin üzerinde görerek sevme...

Krisnamurti ise sevmek konusunda su yorumlari yapiyor: "Bir kimseyi sevmenin ne demek oldugunu biliyor musunuz? Bir agaci, bir kusu ya da bakip özettiginiz bir evcil hayvani sevebilir misiniz? Size hiç bir karsilik vermese, gölgesinden de yararlanmasaniz, arkanizdan da gelmese, size bagimlilik da duymasa gene de sevebilir misiniz? Çogumuz böyle bir sevgiye kapaliyiz, çogumuz bu biçimde sevemeyiz, çünkü sevgi bizim için her zaman, kaygiyla, tedirginlikle, kiskançlikla, korkuyla çevrelenmistir. Yalnizca sevip sevgiyi orada birakmak istemiyoruz, sevip de sevmekle yetinemiyoruz, sevgimize bir karsilik bekliyoruz. Bu istegimizle de baska bir kimseye bagimli olmus oluyoruz. Iste bunun için sevin ve bununla yetinin. Sevgi bir epki degildir. Eger siz, 'Beni severseniz ben de sizi severim' diyorsaniz bunun adina ticaret derler, alisveris derler. O zaman sevgi pazarda alinip satilacak bir sey olur, buna sevgi denmez. Sevmek bir karsilik beklememektir. Sevdiginiz zaman bir sey verdiginizi bile düsünmemelisiniz.

Ancak böyle bir sevgi özgürlükle uzlasabilir..." Askta karsilik beklememek ile ilgili Tolstoy ise sunlari söylüyor: "Gerçek ask daima, kisisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde yükselir". Jon Nuttall ise, askin biyolojik bir olgu oldugunu iddia ediyor ve su örüsleri reddediyor: "Bir kisiye asik olmakla bir kisiye ilgi duymak karsi karsiya getirilir. Cinsel çekicilik siklikla 'yalnizca fiziksel' ve hayvan yanimizin parçasi olan bir sey olarak betimlenirken, asik olmak bu fiziksel çekimin üzerinde ve ötesinde bir sey olarak düsünülür -gerçekten de, hatta denir ki, ideal ask seylerin fiziksel yanlariyla 'kirlenmemis' manevi asktir.". Bana Jon Nuttall'in elestirdigi görüsler çok da yanlis gelmedi...

Çünkü bana göre de ask iki türlüdür: karsi tarafin iyiligini isteyen 'iç yakinligi' ve karsi tarafi sahiplenen, kendi mali gibi gören 'sehvet' duygulari. Birincisini gerçek ask olarak , ikincisini de sahte ask veya kendini asik sanma olarak nitelendirilebiliriz. Asagidaki siir bunu güzel açiklamis: "Aska Dair Ne Varsa" Sevgi bir insana sahip olmak degil Bir insanla OLMAKTIR Bir insanla herseyi paylasmaktir Herseyini bagislamaktir Bir insanin herseyi olmaktir Herseyini almak degil (Ismail Acarkan) Ask hakkindaki en güzel tanimi ise Aziz Nesin yapmistir: "Ask bir kisinin karsi tarafa yenik düsmesidir". Bu cümle askin ne oldugunu tam olarak tarif eder... Bir taraf öteki tarafa yenik düsünce, ask baslar. Genelde tek arafli olur bu yüzden asklar; bir taraf yenen, diger taraf yenilen olur.

Bazen galip taraf tuzaklari kuran kisidir. Schopenhauer'i "Tuzaktan baska bir sey degildir ask / tuzaktan baska bir sey degildir ask" diye bagirtan budur. Bazen de tuzak olmadan av yakalanmistir. Bazen de iki taraf birden uzaga düser (yani maç berabere bitmistir) (Aralarinda birbirlerinden baska engeller oldugu zamanlar örnegin...) Yenilgi kolaylikla bir tutkuya dönüsür. Artik mantik devre disi kalir..

Antoine Bret'in "Askin ilk solugu mantigin son solugudur" tarifi is basindadir. Askerlik gibi bir seydir ask; Mantigin bittigi yerde baslar (veya baslamasi mantigin bitmesine sebep olur). Mantik bittigi zaman; iyi-kötü, fayda-zarar kavramlari da birbirine karisir, asik olanin aleyhine sonuçlansa bile bu durum, mantik devreye girmekte zorlanir. Descartes'a göre "Ask, kendisini doguran nesnenin iyi mi kötü mü oldugunu katiyen fark etmeksizin bizde uyandirilabilen bir tutkudur". (Belki de Descartes, "Seviyorum öyleyse yokum" demek istemistir Mantik devre disi kalinca aklin isleyisi de degisir. Ismail Acarkan'a göre:

"Asiklarla deliler arasindaki fark delilerde aklin bir daha dönmemek üzere itmesi, asiklarda ise aklin geri dönüsünün mümkün olmasidir. Zaten insanin akli basina gelince ask intihar eder...". Asik olanlar, deliligin degisik rütbelerinde bulunurlar; en çok asik olan deliligin en üst rütbesinde yani birbasiliga yükselir, ve bunlarin safak sayilari hiç bitmez... Askin önemli bir özelligi ise içinde pismanlik duygusunun olmamasidir..

"Keske"ler olmaz gerçek askta... Sonradan pismanlik duyulan bir ask, gerçek bir aski yansitmiyordur yani... Askin bir tutku olarak devam etmesi ise kavusmaya kadar devam eder. Eger bu kavusma, ayrilma ihtimalini azaltan bir yapiya dönüsmüsse, o zaman ask da biter; kendini sevgiye birakir. Çogunlukla evliligin aski öldürmesi ve yerini sevgiye birakmasinin sebebi budur. Askin, kavusmadan sonra devam edebilmesinin mümkün olmasi bazi seylerin anlasilmasina ve yerine getirilmesine baglidir. Ilk olarak yenilginin devam etmesi zorunludur; bu ise karsi tarafin sahiplenilmemesine baglidir. Ikinci olarak paylasimcilik olmali ve devam ettirilmelidir. Saint-Exupery'nin "...(ask) karsilikli geçip birbirinin gözüne bakmak degil, el ele verip ayni noktaya bakmak ve gene el ele o noktaya dogru ilerlemektir" tavsiyesine uyularak ask devam ettirilebilir. Üçüncü olarak, ask karsilikli olarak ifade edilmeye devam edilmelidir; ask aliskanliga yenik düsürülmemelidir yani...


alıntı

15-02-2007 17:29
MUSTAFA
Mesajlar: 423

Eflatun, aşkı " Doğumsuz, ölümsüz, artmaz, eksilmez bir güzellik " olarak tanımlar.


" Bahtı yâver ve talihi kutlu olan bilir ki, akıl ve mantık taslama İblisten, aşk Adem'dendir."(mevlana)

Gerçekten, evrende en çok konuşulan şey belki de budur

aşık, hiçbir nedenin arkasına sığınmadan doğruyu söyler, onun sözüne inanılır, itimat edilir. Zira, bu inanılmaz güzellik, farkında olmaksızın kalbini sarıp sarmalamış, onu arıtmıştır.

Aşk, Allah’ın insana bahşettiği en büyük armağandır.
Aşk, Aşk yine Aşk !...



15-02-2007 17:30
PisHLicK_JoJuq_xp
Mesajlar: 3484

ask = kımıne qore mutluluk kımıne facıa kımını surundurur kımını sewındırır

15-02-2007 17:32
the ...
Mesajlar: 44

ne kadar cogu kişiyide uzsede sewinenlerde var tabiki...

15-02-2007 20:15
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

saim&soul&mys&gkhn&ghost&Kocaoğla&CHEnqiz&bahar... demiş ki;

tavır ve ifade olarak haksızlık olduğunu kabul ediyorum.affola.ama sürekli olarak yaşanan benzer eğitici görünümündeki diğer insanları basite alan formların birikimiydi belki ama düşünce olarak verilenin şartlı olduğu fikrim var
arkadaşlar böyle bir yazı buldum tartışalım mı demekle,sanki yazıyı onaylayarak tartışmaya açmanın yönlendirici olduğunu düşünüyorum.
belirgin olduğunu düşündüğüm profili ise sabrınız varsa açıklayabilirim;
Yunus,Mevlana ve Hallac-ı Mansur sufittir ama onların fikirleri dervişin ağzından çıkmaktadır.oysa stendal,nietzche ve entel olarak tabir edilen entellektüel kesim isimle zikredilmekte ve sanki yarı alaycı bir fonda fikirleri verilmektedir.verilen örnekler ise kırmızı ve siyah ın idealist kahramanı matild yada nietzche nin söylemleri gibi biraz ortanın dışında kalan örneklerdir ki buda bu düşüncelerin hafif dengesiz olduğu bilinçaltını yaratır bence.oysa makber tüm muhteşemliğiyle hissettirilmiş yazıda.bu ve bunun gibi çelişkiler rahatsız etti işte.ama bunlar önyargı deniyorsa,buda benim bakışım affola.
aşkı semavi gözle bakılacaksa bence en güzel ifadesini en el hak ta bulmuştu ama hallacı mansurun sufist bakışıyla.yoksa kimse haşa hak değildir.Yaratanı anlamak isteyenin,onun en güzel ve en muhteşem olarak yaratmış olduğu insanı görmesi gerekir desturu yani.
sadece İlahi Komedyayla,Amak-ı Hayalin adaletsiz bir karışımı olmasına tepkiydi birazda.
Dertortağını kırmak değil.
dediğin gibi aşkı şu naylon anlamından çıkarıp gerçek anlamına götürecek bir form olur inşallah.
ama bu gün kullanılan içi boşaltılmış aşk anlayışı için benim fikrim,hep yazdım bunu kızmayın
aşk insanın kendini bir başkasıyla aldatmasıdır(metin üstündağ)


Öncelikle kendi görüşünüzü çok güzel ifade etmişsiniz teşekkür ederim
Merak buyurmayın kırılmadım ama garipsedim ve sizden sonra tekrar düşündüm bir kaç arkadaşıma da sordum böyle bir şey (yönlendirme) varmı yazımda diye. var deselerdi şayet yönetimden silmesini isteyecektim ben bir şeyi ortaya koyarken bildiğim ya da bulduğum(araştırırım) tüm belgeleri ortaya koyarım sonra da ona göre yorum da bulunurum siz ilk yazıma bakarak hüküm verdiniz ben se sayfalar ilerledikçe diğer kaynakları da ekleyip forumu zenginleştirmek ti amacım siz bura da ilk yazıma bakarak önyargılı davrandınız ayrıca bana söylemiş olduğunuz ve tarizde bulunup başkalarına yapmamamı istediğiniz şeyi siz bana yaptınız. Nasıl diye soracak olursanız hemen izah edeyim yazımın hemen altında "sorsam arthur rimbaud nasıldır;?nietzche ne der?mansur neden öyle der?" diyerek asıl siz kendinizi benden daha akıllı göstermeye çalıştınız belki akıllısınız bunu bilemem ama en az sizin kadar bu konularda yeterli bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum ve bu açıdan baktığımda söylediğinizle ters düştüğünüzü söyleyebilirim Ayrıca bir başka forumda size kardeşçe yaklaşıp.. tıpkı sizin bir arkadaşıma bir forumda"burda tartışırım ama diğer forum da ve dışarda farklı" sözünüzde olduğu gibi size sadece kızgın ya da kırgın olmadığımı gösteren bir cümle ile cevap verdim ki siz ona bile kızdınız. Bende özür dilemek durumun da kaldım. Sizden ricam önyargılarınızı bir kenara bırakın beni nasıl tanıdınız yada ben sizin gözünüzde nasılım bilmiyorum ama Kitabı kapağına göre değerlendirmeyin

15-02-2007 22:32
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

Aşık olmak ya da olmamak


Aşk,  hayatımıza yön veren fakat kimsenin tanımlayamadığı bir duygu.


Tarih boyunca birçok yazar aşk konusunda birçok yazı yazdı.


Aşkın farklı tanımları, acaba herkes kendine özgü aşk mı yaşıyor sorusunu insanın aklına getiriyor.


Aşkı aramak ne kadar mantıklı?
Aşkın gelip geçici bir duygu olduğu bilimsel bir gerçek iken aşkı aramak doğru mu?


Aşkın oluşması için neler gerekli? Aşk artık, eski Türk filmlerindeki olduğu gibi saf ve temiz değil mi? 



Neden mantığımız bazen bu işlemi frenleyici etki yapıyor?
Neden bazı insanlar her hafta âşık oldum derken,  bazı insanlar yıllarca âşık olamıyor?


Bu soruları çoğaltmak mümkün fakat bu soruların yanıtları kişiden kişiye değişiyor.


Şubat ayında National Geographic Türkiye ” Aşk Delilik mi? “ isimli bir makale yayınladı.


Bu makalede aşkın bilimsel tanımı yapılmaya çalışılıyor.
Beyinde meydana gelen kimyasal hareketliliğin obsesif kompulsif bozukluk ile gösterdiği benzerlikler üzerinde duruluyor.
Kim bilir beklide deliler gibi seviyorum cümlesinin altında gizli bir anlam yatıyordur. .



Hayatım boyunca her zaman duygusal yönü eksik bir insan olarak yaşadım.
Düşünce ve mantık her zaman hayatımı yönetti.
Lise ve üniversite yıllarında kalbim ne zaman kıpırdamaya başlasa mantığım her zaman beni frenledi. Defalarca bundan kurtulmaya çalıştım, üniversitede tamam hayalimdeki kızı buldum dedim, fakat bir türlü hislerimi söyleyemedim.


Mantık yine yoluma taş koydu.


Azimliydim, bu sorunu çözecektim.
İletişim becerileri grubuna kaydoldum.
Psikologun dokuz hafta sonunda vardığı sonuç; sen duygusuz birisin! 
Düşüncelerim duygularımı frenliyormuş.
Hayatı boyunca okuduğu şiir sayısı 20 yi geçmeyen bir insan için bu teşhis doğru olsa gerek.


Üniversite sonrası hayatla tanıştım, prenses gelecek diye bekledim.


Gelmedi..



Bir süre sonra insanın tek dostu kendisi oluyor, tek sırdaşı, tek arkadaşı.
Hayatınızı sadece kendinize göre yönlendiriyorsunuz. 


İtiraf etmeliyim duygulu biri değilim, fakat duygusuz insanlarında kalbi vardır.
Son günlerde gözüm sürekli telefonda.
Bana da bir prenses kalbim olduğunu, duygularımın tamamen yok olmadığını hatırlattı.
Bir çift yeşil göz sayesinde, hayata daha farklı bakıyorum. Artık tek dostum olan beni terk ettim, umarım ona geri dönmek zorunda kalmam.


Radyoda Yeni Türkü'nün "Olmasa mektubun" isimli şarkısı çalıyor.
Şarkıda söylendiği gibi sevmek bazı şeyleri göze almaktır.



Ben bazı şeyleri göze aldım, bütün sevenlerin göze alması dileğiyle...


16-02-2007 22:18
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

Bakın Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde

Doç. Dr. Nasip DEMİRKUŞ(Ocak 2006) da Aşk Nedir sorusuna verilen cevaplar isterseniz baştan sorunun aslından başlayalıım

Soru:Aşk nedir? Kaç Çeşit Aşk Vardır? Aşkla büyüyen insanlarda hangi zafiyetleri olasıdır? Aşk hangi koşullarda dezavantajlı olur?

Örnek Cevaplarda verilmiş bunlarda onlar

Aşk çok fazla düşünmeden bağlanmaktır. Bence 2 çeşittir.



1)Canlı varlıklara duyulan aşk (insan vs.)

2)Cansız varlıklara duyulan aşk( para)

- Aşk;içten gelen bir duygu yoğunludur. iki çeşit aşk vardır.beşeri ve ilahi aşk.aşk fanatikliğe neden olabilir aşkla büyüyen insanlarda düzgün düşünememe duygusallık gibi zafiyetler olasıdır. ÜMİT ARAT





Aşk sevginin daha kapsamlı halidir. (Nesim SÜRER)

16-02-2007 22:39
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

İşte Öğrencilerin Cevapları:

Bir çok çeşit aşk vardır. Örneğin ilahi aşk, bir kişiye duyulan aşk, anneye babaya, mala mülke duyalan aşk çeşitleri vardır. Bağlanma zafiyetleri oluşur. Dezavantajları kişide çıkar ve hırsa neden olur. Kişi sadece kendini düşünen bencil ve egoist biri olur. . HÜSEYİN KÖYSU

Aşk bir şeye karşılık beklemeden bağlanmaktır. İlahi ve beşeri aşk vardır. Bence aşkla büyüyemeyiz. Bir annenin aşık olduğu görülmüşmüdüR? Aşk ta mantık yoktur dezavavtajıda budur.

Gülen Karakuzulu


Aşk aşırı duygu yoğunluğudur. Sınırları zorlar. İlahi ve beşeri aşk vardır. Dezavantajı karşılıkları görülmediğinde ortaya çıkar. İnsanlar aşk ile büyümezler.

Naciye Develer


16-02-2007 22:41
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

Ömrümde gerçek anlamda aşkı yaşayamadığım için tanımını yapamıyorum.Ne olduğunu bilmiyorum. Değişik kişilerden değişik şekilde tanımını duyuyorum,ama beni kapsamıyor. Tanımlar bana boş geliyor. Ama söz yaşadığım zaman hocam size bildirecem.(Kamuran Anar)

Bir Allah aşkı vardır. Birde beşeri aşk vardır. Allah aşkıyla büyüyen kimsenin bir dezavantajı olacağını düşünmek ahmaklıktır. Ama beşeri aşkta kimi durumlarda dezavantajları görmek mümkündür.

(Sinan GÜNEŞ)


Aşk bir nevi hastalıktır.Sevgiliye duyulan aşk,Tanrıya duyulan aşk,aileye duyulan aşk,evlada duyulan aşk...gibi çeşitleri vardır.Aşkla büyüyen insanlar bir nevi ana kuzusu olabilirler, kendi başlarına iş yapabilme yetenekleri fazla gelişmeyebilir ve sürekli arkalarında bir güç ararlar.Aşkta aşırıya kaçılırsa-özellikle aşk uğruna yapılan eylemlerde- ve karşılıksız olursa dezavantajlı olur. (Emrah ERTÜRK)



16-02-2007 22:43
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim