Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 152
Ana Sayfa >> Nostalji >> Paylaşım >> *** AŞK'ı TARTIŞALIM MI? ***
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3 ... 6, 7, 8 ... 14, 15, 16  Sonraki
Yazar *** AŞK'ı TARTIŞALIM MI? ***
Yabancı..

Hem var ya, "AŞK TARTIŞILMAZ, YAŞANIR"




(Önceki eksik oldu, özür)

15-02-2007 14:13
Yabancı..

SİYAMİ demiş ki; Hem var ya, "AŞK TARTIŞILMAZ, YAŞANIR"




(Önceki eksik oldu, özür)

Abı Aşk tartısılsa nolur,,yasansa nolur =) nsl sa birgun bitmeyecekmı??

Ama sizin bahsettığınız Allah Aşkıysa o ayrı o ölene kadar =)

15-02-2007 14:16
Yabancı..

Benim anneannem sırtından hasta olmuştu ve eğilemediği için ayak tırnaklarına oje süremiyordu, dedemin de parmakları hasta olmasına rağmen anneannemin ayak tırnaklarına hep oje sürüyordu. Bence aşk budur

15-02-2007 14:17
Yabancı..

Şarkı çok güzel DertOrtağı,ezberledim

15-02-2007 14:28
Yabancı..

Abı Aşk tartısılsa nolur,,yasansa nolur =) nsl sa birgun bitmeyecekmı??

Ama sizin bahsettığınız Allah Aşkıysa o ayrı o ölene kadar =)
.............

Forumu çok net olarak siz özetlediniz, bravo, tüm kalbimle ve içtenliğimle katılıyorum.


15-02-2007 14:29
Yabancı..

SİYAMİ demiş ki; Abı Aşk tartısılsa nolur,,yasansa nolur =) nsl sa birgun bitmeyecekmı??

Ama sizin bahsettığınız Allah Aşkıysa o ayrı o ölene kadar =)
.............

Forumu çok net olarak siz özetlediniz, bravo, tüm kalbimle ve içtenliğimle katılıyorum.



15-02-2007 14:30
Yabancı..

^m6yıs^ IRKÇILIĞA HAYIR!! [Lé Cyqne] demiş ki; Benim anneannem sırtından hasta olmuştu ve eğilemediği için ayak tırnaklarına oje süremiyordu, dedemin de parmakları hasta olmasına rağmen anneannemin ayak tırnaklarına hep oje sürüyordu. Bence aşk budur

Budur...

15-02-2007 16:10
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

^m6yıs^ IRKÇILIĞA HAYIR!! [Lé Cyqne] demiş ki; Benim anneannem sırtından hasta olmuştu ve eğilemediği için ayak tırnaklarına oje süremiyordu, dedemin de parmakları hasta olmasına rağmen anneannemin ayak tırnaklarına hep oje sürüyordu. Bence aşk budur





bunlar gibi

15-02-2007 16:40
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

Aşkın Sosyolojik Tanımı




Mutsuz evliliklerin temelinde "bilinçsiz ilişki" unsuru bulunduğunu belirten Aşk Sosyologu Feyza Ak Akyol, "Aşık olduğumuz kişi sayesinde gündelik hayatımızı kökünden değiştirebiliriz. Bu nedenle gençler bilinçli, sevdiği insana saygılı bir kimliğe sahip olmalıdır. Dersler bu amacı içeriyor" dedi.
Konusunda Türkiye'deki tek uzman olan sosyolog Feyza Ak Akyol, ülkemizde bu alanın yeni geliştiğini ancak Amerika, İtalya ve Fransa'da üzerinde çok çalışılan bir konu olduğunu söyledi. Yıllardır kadın erkek ilişkileri üzerine çalışmalar yapan Akyol, cinsiyetler arası eşitsizlikleri araştırırken aşkın da eşitsizlikte bir araca dönüştürülmesinden yola çıkmış.

VAROLUŞUN TEMELİSahip olduğundan veya sahip olduğunun bir kısmından hoşnut olan kimsenin aşık olmayacağını belirten Akyol, "Aşk kendi varoluşunda zahmete değecek bir şeyler bulmak imkansızlaştığında duyulan depresif bir yükten doğar. Aşka yatkın olmak bilinçli bir aşık olma arzusu değildir, tam olarak varoluşunu zenginleştirme arzusu da değildir. Ama varolamama, önemli bir değere sahip olamama ve bundan dolayı duyulan utancın ardından gelen bir durumdur. Aşık olduğumuz kişi sayesinde gündelik hayatımızı kökünden değiştirebiliriz" diyor.

AŞK BİR TUTKUDUR
Tutkulu aşk yani "eros" üzerine çalışmalar yapan Feyza Ak Akyol bunu şöyle değerlendiriyor; "Daha çok Eros'a gönderme yapan tutkulu aşk kişinin bir başkası için tüm varlığını ortaya koymasıdır. Ona karşı duyduğu sınırsız arzu ve isteğin bütünüdür. Aşık olan kişi keşfettiği sevgiliyi etrafındaki her şeyden ayrıcalıklı tutar ve onu tüm değerlerine tercih eder. Bu tercih onunla bir birlik oluşturma, kalbini, ruhunu, bedenini ona verme düşüncesine kadar gider. Evlilikle sonuçlanması da gerekmez. Bazen engel olamayacağınız bir duygudur. Sizin önünüze geçer. Tutkulu bir aşkın temel özellikleri sonsuza dek birleşme arzusu, gündelik alışkanlıkların sıradan olayların ötesinde ortak bir yaşam isteği sürekli fiziksel ve düşünsel yakınlık isteği olarak sayılabilir. Bu duygu aynı zamanda eşsizliğin keşfi ve sürekli arzulanmasıdır."

KİŞİ HİSSETMELİKişinin aşık olduğunu anlayabilmesi için gerçekten biriyle yeni bir oluşum içine girdiğini hissetmesi gerekiyor. Aşkın her zaman açığa vurmak ve riske girmek olduğunu dile getiren Akyol, kişinin aşık olduğunu anlamak için sınavlardan geçtiğine değiniyor. Akyol, süreci şöyle anlatıyor; "Bu hassas süreç, yanlış anlaşılmalara neden olup aşkın oluşumunu tümden yok edebilir. Kişi aşık olunca karşısındaki şekil değiştirir, çünkü her bir eş diğerinin karizmatik lideri olur. Aynı zamanda kaynaşma süreci her zaman kendini ispatlama arzusuyla dengelenir. Bu çatışma aşka dramatik ve tutkulu özelliğini verir." Aşkın yapaylaştığını da öne süren Akyol, bu duygunun yapaylaştığında daha çabuk yok olduğunu söyledi. Aşkın aile baskısı, töreler, idealler, reklamlar gibi bir takım toplumsal temsillerle de ortaya çıkabileceğini belirten Akyol, aşkın zamanla bir slogana bir büyüye, hatta renkli dergiler ve medya aracılığıyla karlı bir ticari mal haline dönebildiğini de sözlerine ekledi.

AŞK DEVRİMDİR
Aşk sosyolojisi alanındaki en önemli isimlerden İtalyan sosyolog Francesco Alberoni aşkı bir devrime benzetiyor ve aşkın dini ve siyasi dönüşümle aynı doğaya sahip olduğunu vurguluyor. Alberoni'ye göre, önceki ilişkilerimizi sürdürmede başarısız ve değişmeye hazır olduğumuzda aşık oluyoruz. Bu noktada oluşum diye adlandırılan hızlı bir yok olma ve yeniden yapılanma süreci yaşanıyor. Bir önceki ilişkimizi arçalara ayırırken hayatımızı ve geleceğimizi aşık olduğumuz kişinin etrafında tekrardan kuruyoruz. Oluşum halindeki bir kişi bir başkasıyla birlikte eriyip kaynaşma yeteneği kazanıyor ve yeni kuvvetli bir birliktelik yaratıyor. Bundan dolayı Alberoni'nin ünlü tanımı şu: Aşık olmak bir toplu hareketin oluşumudur. Tarihteki büyük toplu hareketlerle aşık olma arasında yakın bir benzerlik var. Her iki olayda etki eden güçlerin doğası aynı türden; dayanışma, yaşama sevinci, yenilenme gibi. Devrimi de birlikte yapacak en az bir kişi gerekir. Kişi karşısına çıkan biriyle ortak bir şeyleri değiştirebileceğini hissederse aşk doğar. Aşkın bir doğuş süreci vardır. Aşk kişiye cesaret verir. Çünkü aşık olduğunuzda birçok normu yıkabilirsiniz.

BİR DUYGU BÜTÜNÜ
Kişinin aşık olduğunu anlayabilmesi için gerçekten biriyle yeni bir oluşum içine girdiğini hissetmesi gerekiyor. Aşkın her zaman açığa vurmak ve riske girmek olduğunu dile getiren Akyol, Kişinin aşık olduğunu anlamak için sıınavlardan geçtiğine değiniyor. Akyol, süreci şöyle anlatıyor; "Bu hassas süreç, yanlış anlaşılmalara neden olup aşkın oluşumunu tümden yok edebilir. Kişi aşık olunca karşısındaki şekil değiştirir, çünkü her bir eş diğerinin karizmatik lideri olur. Aynı zamanda kaynaşma süreci her zaman kendini ispatlama arzusuyla dengelenir. Bu çatışma aşka dramatik ve tutkulu özelliğini verir." Aşkın yapaylaştığını öne süren Akyol, bu duygunun yapaylaştığında daha çabuk yok olduğunu söyledi. Aşkın aile baskısı, töreler, idealler, reklamlar gibi bir takım toplumsal temsillerle de ortaya çıkabileceğini belirten Akyol, aşkın zamanla bir slogana bir büyüye, hatta renkli dergiler ve medya aracılığıyla karlı bir ticari mal haline dönebildiğini de sözlerine ekledi.

Kadın erkek farklılıkları
Feyza Ak Akyol, iki yıldır sürdürdüğü saha araştırmasında yaşları 20 ila 50 arasında değişen aşık 10 çiftin hayat hikayesini sürekli olarak izliyor. Kadın ve erkeklerin aşkı algılama ve yaşamalarındaki farklılıkları şöyle anlatıyor: "Gözlemlerimde kadınlarda idealleştirilmiş, tek tip ve sonsuza kadar süren bir aşk tanımına rastlarken erkeklerde kimi zaman geçici de olabilen farklı aşk tanımları saptadım. Geleneksel çiftlerde yani ilişkinin sürekliliğinin temel alındığı bu tek eşli birlikteliklerde tutkulu ve özel bir aşk arzusuyla karşılaştım. Ancak bu kişiler şu anki eşlerine duydukları aşkı ideal olarak tanımlamaktan çok daha önceki aşk hikayelerini büyük bir özlemle anlatıyorlardı. Diğer taraftan kadının daha özgür olduğu evliliğin zorunluluk olarak görülmediği modern çiftlerin ideal aşk algısı daha farklı. Bu anlayışta kadın ve erkek kendi değerlerinden ödün vermiyor. Araştırma sonuçları üç başlıkta toplanabilir: Sevgi, sadakat ve kopuş.

AŞKA ZAMAN YOK
SEVGİ: Görüşmelerde erkekler, şimdiki eşlerini daha önceki tutkulu aşklara tercih ettiğini söyledi. Çünkü tutkulu aşkın sürekli kendinden vermek olduğu, bunun için de yeterince zamanları olmadığı fikrindeler. Genellikle anne-oğul ilişkisini hatırlatan ilişkileri huzurlu ve sıcak buluyorlar, arkadaşça bir aşkı tercih ediyorlar. Kadınlar ise hep daha çok sevilmek istiyorlar. Coşku, heyecan ve sürpriz veya Eros'u bekliyorlar.
SADAKAT: Eşler bu konuyu farklı algılıyor. 35 yaşındaki bir erkek aşık olmadan cinsel ilişkiye girebilmeye çok güzel bir şey diyebiliyor. Kadınlarsa cinsel ilişkisini sürdürebilmek için karşısındakine tutkuyla bağlanması gerek. Kadınlar için aşk ve seks birbirinden ayrılmaz iki parça."
KOPUŞ: Eski ilişkileri sürdürme çabası genellikle daha çok bir erkek davranışı olarak görülebiliyor. Erkekler ilişkilerinde heyecanın, arzunun kaybolmasından kadınlar kadar şikayetçi değil. Ama daha önce beraber oldukları kadınlarla yaşadıkları erotik ve romantik anları da hatırlıyorlar. Kadınlar ise şu anki ilişkilerine yoğunlaşmayı ancak daha önceki ancak daha önceki ilişkilerini unutarak başarabildiklerini söylüyor.




Kaynak: http://www.yeniasir.com.tr/ya2006/04/05/index.php3?kat=an

15-02-2007 16:50
Dert Ortağı
Mesajlar: 14988

Aşk ve Matematik



İnsan beyninin yaklaşık 100 milyar nörondan oluşmuş olduğu söylenir. Nöronların birbirleriyle olan ilişkilerinden de düşünce dediğimiz şey ortaya çıkar. İnsan beynine beş duyu organı ile giren nerdeyse sonsuz miktarda işaret, örgütlenmiş nöronlar sayesinde işlenir, yoğrulur ve sonuçta insan etkinliğini oluşturur. Kısaca nöronlar arasındaki iletişimin temeli kimyasal ve elektriksel bir alış veriş.
Bu yazıda, beynin en güzel etkinliklerinden iki tanesi matematik ve aşk ele alınacaktır.

Bilindiği gibi matematik bir takım aksiyomları koyduktan sonra başlar. Bu aksiyomlardan yola çıkılarak çeşitli teoriler ileri sürülür, yeni kavramlar oluşturulur, sonuçlar çıkarılır. Bu aksiyomların ve sonuçların estetik olup olmadığı ile ilgili tartışmalar burada söz konusu edilmeyecektir. Sonuçta beyin aldığı sonsuz miktarda işaretlerden bir şekilde bunları ayıklayarak bu aksiyomların oluşmasını sağlar. Çıkarılan sonuçlar doğada ve toplumda olan olayları açıklamak amacıyla model olarak kullanılır, yani bu olaylara bir kılıf uydurulmaya çalışılır. Açıklamak, anlamak bir şeylere bir şeyler uydurmaktan başka ne olabilir ki? Matematik kesinlikler dünyasıdır, belirsizliğe izin yoktur.

Bu işaretlerden bazıları da aşk denilen kavramı oluşturmaz mı? İnsanın beyninde oluşturduğu bir aşk aksiyomlar sistemi, devamlı bir şekilde karşısına çıkacak nesnenin bu sistem içerisine alınıp alınamayacağına, yani bu modele uydurulup uydurulamayacağına karar vermesini sağlar. Yani aşk gelmez. Bir potansiyel olarak aşk, beyinde ekilir ve büyütülür. Kim ne derse desin her aşk tek kişiliktir ve yalnız yaşanır.

Aşk her zaman dile getirilebilir mi? Ya da getirilmesi gerekir mi? Ya da her aşk yaşanabilir mi? Aşk insanin kaybettiklerini, göremediklerini, görmesi mümkün olmayanları gösteren bir süreç değil mi? Ya da her aşk biraz da insanin kendinden kaçıp kendine varışı değil mi? Aslında aşk kişinin kendi-kendisiyle bir yüzleşmesi değil mi? Zaten her aşk yalnız yaşanmaz mı?

Hızla geçen gündelik yaşam kargaşası içerisinde insan nasıl kendisiyle başbaşa kalabilir ki? İşte bunu önceden gören Eros aşk denilen şeyi yaratmamış mı? Bir de söyle düşünelim. Aşk tek kişilik bir yaşam oyununda nefes alma ortamı olamaz mı?

Hayat'ın tanımını yapamadıktan sonra ne önemi var ki anlamını sormak hayatın? Belki de, mutluluğun resmini yapabilir misin? sorusu da yanlış, eğer mutluluk, mutluluğun resmini yapmak değilse. Asıl sorun yaşama-ölüme ve aşka bir kılıf uydurma sorunundan başka nedir ki? Tüm yaptığımız bir şeylere kılıf uydurma değil mi?

Her aşk ilk aşka yapılan göndermeden başka ne olabilir ki? İlk kez yaşanan aşk, aşk aksiyomlar sisteminin bazını oluşturur ve bundan sonraki tüm aşklar bu bazın doğrusal veya doğrusal olmayan kombinasyonlarından ibarettir. Sisteme giren aşk nesnesi tıpkı Platon’un idealarındaki gibi tekleştirilir. Sonunda eğer aşkın limiti alınabiliyorsa bir kılıf uydurulmuş olur. Tüm aşklar mükemmel aşktan sapmakla ortalama almaya olanak sağlar, önemli olan varyansın küçük mü büyük mü olacağıdır, benzersiz aşk yoktur, olsa olsa beyindeki aşk aksiyomları sisteminin kılıf uydururken yaptığı oyunlar aşkın limitini belirsiz kılar.

Aşk aksiyomatiği nesnesine göre aşklar kümesindeki bir elemana yakınsamak ister, eğer yakınsama noktası bu kümenin içerisinde değilse burada bir sorun var demektir ya aksiyomlar sistemi tutarsızdır ya da yakınsamanın biçiminde bir değişiklik yapmak gerekir. Aşk aksiyomatiğinizi iyi oluşturamadıysanız değiştirebilirsiniz bu sizin elinizde. Yakınsamanın biçimini de değiştirebilirsiniz kimse sizin beyninizdeki uzaya karışamaz.

Seçim size kalmış; Matematik kesinlik arar aşkın seçtiği yol belirsizliktir. Aşkınız rasgelsin demekten başka yazarın elinden bir şey gelmez.

Ortalamayı ve varyansı da unutmayın sakın.

Kaynak:
Levent Özbek
Ankara üniversitesi



15-02-2007 16:56
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim