Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 46
Ana Sayfa >> Nostalji >> Paylaşım >> Param var ama Tuketmeye Hakkim Yok
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
Yazar Param var ama Tuketmeye Hakkim Yok
ahmet
Mesajlar: 207

Küreselleşme, dünya ekonomisinin daha fazla entegrasyonu, fakirliği azaltmada en önemli kuvvet kabul edilmektedir. Ancak uluslar arası entegrasyon daha çok gelişmiş ülkeler için fırsatlar yaratmaktadır. Fakat beraberinde artan eşitsizlik, kuvvet dengelerinin kayması, kültürel uniformluk gibi bir takım kaygı/riskleri taşımaktadır. Küreselleşme, büyüme ve fakirlik azaltma ilişkisi; mal, hizmet, insan, kapital ve bilgi akışının Dünya Ekonomisinde artışıyla yani artan ekonomik entegrasyonla sağlanması beklenmektedir. Ancak küreselleşmenin fakirler için yarattığı riskler, sağladığı fırsatları geçmiştir. Dezavantajlı fakir ülkeler küreselleşmeden sağlık, beslenme, eşitlik ve nüfus planlama programlarından arzu ettikleri/yeterli faydayı henüz sağlayamamışlardır

09-02-2007 16:45
ShEyDa
Mesajlar: 3895

gerçekten de çok etkileyicii :clap

09-02-2007 16:46
ahmet
Mesajlar: 207

Ülkelerin gelişmesinin merkezinde beslenme sorunu vardır. Bunun çözümü de büyük ölçekte eylemlerle başarılabilir. Kalıcı kötü beslenme dünyanın en önemli sağlık problemlerinden biri olup, dünyada çocuk ölümlerinde en önemli etkenlerden biridir.


09-02-2007 16:47
ahmet
Mesajlar: 207

Aslî ihtiyaçların dışında, zekât nisabı kadar mala mâlik olmayan veya nisaptan daha fazla mala sahip olduğu halde, bunlar ihtiyaçlarına yeterli bulunmayan kimseye "fakir?', hiçbir şeyi bulunmayan yoksula da "miskin" denir. Yoksulluk problemi ve zenginle yoksul arasında denge sağlanması, eski çağlardan beri toplu yaşayışın en önde gelen problemleri arasındadır. Semavı dinler, toplum bilimciler, iktisatsılar ve devlet adamları bu konuda çeşitli çözümler getirmişlerdir

09-02-2007 16:49
Yabancı..


09-02-2007 16:56
selen
Mesajlar: 585


09-02-2007 16:59
ahmet
Mesajlar: 207

Fakirliğin iyi bir şey olmadığı neredeyse bütün insanların ortak kanaatidir. Fakirlikle ilgili, dinî ya da lâdinî kültürde yansıyan ve fakirliğe tahammül gücünü arttırmayı hedefleyen söylem ve öğeler, bu gerçeği değiştirmemektedir. Anadolu'daki bir deyişle, gerçekten, "fakirlik, kapıya konacak mal değildir". Fakirlik öylesine kötü ve gayrı insanîdir ki, bütün insanlar, doğal bir insiyakla, fakirlikten kurtulmaya çalışır. Şöyle bir etrafımıza bakarsak, fakirlikten kurtulmaya çalışan pek çok insan görürüz. Buna karşılık, fakir olmak için gayret sarf eden hiç kimseye rastlamayız.

Reşit ve karşılaştırma kabiliyetine sahip her insan tarafından bilenebilen, hissedilebilen, tecrübe edilebilen bir gerçek olmasına rağmen, fakirliğin tam bir tanımını yapmak imkânsızdır. İlgili edebiyatta fakirliğin genellikle ikiye ayırıldığı görülür: Mutlak fakirlik ve nisbî fakirlik. Mutlak fakirlik, bir insanın hayatını sürdürebilmek için gerekli asgarî imkân ve araçlara sahip olmaması durumudur. Günlük gıdasını ve en düşük seviyede de olsa insana zarar veren tabiat olaylarından korunmayı mümkün kılabilecek barınma ihtiyacını sağlayamayan insan mutlak anlamda fakirdir. Nisbî fakirlik ise kişinin hayatını sürdürdüğü yerdeki ortalama hayat şartlarından daha kötü şartlarda yaşamasıdır. Böyle bakıldığında, nisbî fakirliğin mutlak fakirliğe göre daha geniş bir yelpaze teşkil ettiği anlaşılır. Nisbî fakirlik, aile ve akraba çevresinden başlayıp, şehir, ülke, kıta ve nihayet dünya ölçeğine bağlı olarak farklı boyutlar kazanabilir. Keza, ırk, dinî aidiyet, renk, cinsiyet bakımından da nisbî fakirlik türleri ortaya çıkabilir.

Fakirliğin ortadan kalkması deyince asıl anlamamız gereken şey, mutlak fakirliğin yok olması veya iyice azaltılmasıdır. Bu mümkündür. Buna karşılık, nisbî fakirliğin bütünüyle ortadan kaldırılması imkânsızdır. Ayrıca böylesine iddialı bir teşebbüs insanlığa birçok bakımdan zarar verebilir. Zira, bu tür teşebbüsler bir taraftan hak ve özgürlükleri geriletir diğer taraftan ülkelerin toplam zenginliğini azaltır ve insanların ortalama zenginlik seviyesini aşağı çeker. Çok ısrar edilirse, bu yolun nihaî sonucu, tarihi tecrübelerin gösterdiği üzere, mutlak fakirliğin artması ve insanların fakirlikte eşitlenmesi olacaktır.

Etrafımızda karnını doyuramayan, başını sokabileceği bir çatı bulamayan, hastalıklarını tedavi ettiremeyen insanlar görmek hepimizi rahatsız eder. Bunların olmamasını isteriz. Hepimiz bunda hemfikirizdir. Ancak, bir şeyi istemek çoğu zaman onu gerçekleştirmeye yetmez. Fakirliği çözmek için, fakirlikten duyulan hissî rahatsızlıkla yetinmeyerek harekete geçmek ve gerekenleri yapmak icab eder. Ve o zaman insanlar arasında ciddî fikir ayrılıkları çıkar.

Fakir olmak demek sahip olmamak demektir. Kişi gıdaya, barınma imkânına veya bunları temin etmede kullanabileceği paraya sahip değilse fakirdir. Dolayısıyla, fakirliğin ortadan kalkması bunlara sahip olmayı gerektirir. Peki, kişi bunlara nasıl sahip olacaktır? İlki ve en doğal olanı, kişinin kendi çaba ve faaliyetleriyle bir şeye sahip olmasıdır. Ancak, sahip olmayan kişi muhtemelen sahiplik için gerekenleri yapmıyor veya yapamıyor demektir. O zaman, ona, sahip olamadıklarının -geçici de olsa- başkası tarafından sağlanması lâzımdır. Bunu kim yapacaktır?

Bunu hayırsever insanlar yapabilir, ancak, çoğu zaman, bunun toplum tarafından, daha doğrusu toplum adına devlet tarafından yapılması beklenir. Birincisi bizi hayırseverlik faaliyetlerine, ikincisi refah devletine götürür.

Hayırseverlik faaliyetleri tarihin her döneminde karşımıza çıkar. İnsanlar, dinî veya lâdinî sebeplerle başka insanlara yardımcı olurlar. Bu yardımlar bazen fakirliği çözer ama çoğu zaman fakirliğin acılarını, sonuçlarını geçici olarak gitmekten öteye geçemez. Üstelik, aşırıya kaçırılmış ve isabetsiz hayırseverlik yardımları bu yardımları alanların kendi başlarına fakirlikten kurtulma istek, beceri ve imkânlarına zarar verebilir.

Refah devleti (veya sosyal devlet) 19. Yüzyılın ortalarında doğmaya başlayan ve fakat asıl şekillenmesini 2. Dünya Savaşı sonrasında tamamlayan bir modeldir. Bu modelde devlet bazı bakımlardan ve bazı kimseler-kesimler için adetâ bir hayır organı gibi işler. Devletin bu türden faaliyetlerinin ardındaki motivasyon, gerçek hayır faaliyetlerinden farklı olarak, siyasîdir. Bu yüzden, devletin hayır faaliyeti için harcadığı paralar hem isabetsiz hem de verimsiz şekilde kullanılır. Ayrıca, abartılan ve adetâ doğal bir hakka çevrilen refah yardımları, fakirliği nesilden nesile kalıcı bir probleme dönüştürebilir; asalaklık ve bağımlılık kültürünün yaygınlaştırılabilir; yardıma muhtaçlığı kalıcı hâle getirebilir.

Günümüz toplumlarında hem bireylerin şahsî hayırseverlikleri hem de refah devleti uygulamaları fakirlikle mücadelede kullanılmaktadır. Ancak, fakirlikle mücadelede her iki yöntemin kullanılabilmesini mümkün kılan bir olgu gözden kaçırılmaktadır. Bu, iktisadî büyümedir. Bireylerin varlıklarının bir kısmını fakirlere vermesi veya devletin toplumsal hasılanın bir kısmına el koyarak bunu başka amaçlar yanında fakirlere yardım etmek için de harcanması, bu işe tahsis edilebilecek kaynakların olmasına ve bu kaynakların miktarlarının mütemadiyen artmasına bağlıdır. Daha açık ifade etmek gerekirse, bir iktisadî sistem toplumdaki zenginliğin artmasını sağlıyorsa, fakirlikle mücadele için daha iyi zemin hazırlıyor demektir. Bunu başaran iktisadî sistem, çeşitli türleriyle devletçilik değil, özel mülkiyete ve serbest mübadeleye dayanan piyasa ekonomisidir. Bu yüzden, fakirlikle etkili, başarılı ve uzun vadeli mücadele piyasa ekonomisinin geliştirilmesine bağlıdır.


09-02-2007 17:22
Yabancı..

Rose (IRKÇILIĞA HAYIR!) demiş ki;



"BiR" çok güçlüdür. Atatürk bir kisiydi. Hersey "bir" ile baslar. Bir yoksa iki olmaz


"Açliktan ölen her çocugun katilleri vardir"


Okumak ibadettir. Okumamak, Cumhuriyete ihanettir."


Avrupa ve ABD'de evde beslenen hayvanlarin mamasina harcanan
para 17 milyar dolar. Dünyada acligin ve yetersiz beslenmenin
sona erdirilmesi için gerekli para 19 milyar dolar.



her bir satırı aklıma kazıdım, bundan sonra alış veriş yaparken bu satırları hep hatırlayacağım, yemek yedikten sonra karnım doyduğu anda illa çok seviyorum diye o tatlıyı tıka basa mideme doldurmayacağım.

param var ve ben bu paraya gerçekten ihtiyacı olan insanlarla payşacağım!



özlem çok teşekkürler

bu bilgileri bizlerle paylaştığın için.



BiR" çok güçlüdür. Atatürk bir kisiydi. Hersey "bir" ile baslar. Bir yoksa iki olmaz






ben teşekür ederim bu paylaşıma destek verdiğiniz ve anlatmak istediğimi naladığınız içinm

09-02-2007 17:27
Yabancı..

selen demiş ki;



09-02-2007 17:29
Yabancı..

HEP SONRADAN ANLASILIRMIS MEĞERLER demiş ki; Küreselleşme, dünya ekonomisinin daha fazla entegrasyonu, fakirliği azaltmada en önemli kuvvet kabul edilmektedir. Ancak uluslar arası entegrasyon daha çok gelişmiş ülkeler için fırsatlar yaratmaktadır. Fakat beraberinde artan eşitsizlik, kuvvet dengelerinin kayması, kültürel uniformluk gibi bir takım kaygı/riskleri taşımaktadır. Küreselleşme, büyüme ve fakirlik azaltma ilişkisi; mal, hizmet, insan, kapital ve bilgi akışının Dünya Ekonomisinde artışıyla yani artan ekonomik entegrasyonla sağlanması beklenmektedir. Ancak küreselleşmenin fakirler için yarattığı riskler, sağladığı fırsatları geçmiştir. Dezavantajlı fakir ülkeler küreselleşmeden sağlık, beslenme, eşitlik ve nüfus planlama programlarından arzu ettikleri/yeterli faydayı henüz sağlayamamışlardır




arkadaşım teşekürler formuma destek verdiğin için

09-02-2007 17:30
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim