Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 40
Ana Sayfa >> Nostalji >> Paylaşım >> dünyanın en büyük aşkları....(sürekli olucak....)
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
Yazar dünyanın en büyük aşkları....(sürekli olucak....)
niespodzianka _saiRm
Mesajlar: 13201


27-12-2006 18:42
Yabancı..

emegıne tesekkurler guzell seyler

27-12-2006 19:05
Dert Ortağı
Mesajlar: 14987


KATHERINE HEPBURN İLE SPENCER TRACY




Beyazperdenin öncü feministi; hep erkeklerle eşit, giderek üstün olmaya girişmiş ve bunu her zaman da başarmış olan çağdaş kadın portresi ve Oscarlarına bakılırsa yüzyılın en iyi oyuncusu Katharine Hepburn'un asıl ünü Spencer Tracy ile yaşadığı büyük, ölümsüz aşkıyla sürmüştür.

Sinemanın "aykırı" oyuncusu Katharine Hepburn... Hollywood'un en parlak dönemlerinde yıldızlaştı ve kariyerinin sonuna kadar da saygı duyulan bir entelektüel ve hayranlık uyandıran bir "kraliçe" olarak kaldı. İlk filmlerinde genellikle güçlü kadın rollerinde göründü. Kariyeri boyunca 12 kez aday gösterildiği Oscar'ı 4 kez kazanarak bir rekora imza attı.

Feminist bir annenin entelektüel kızı olarak, Hollywood'un erkek egemen yapısı içinde kendine ait bir alan yarattı ve hayata karşı duruşuyla "diğerlerinden" ayrıldı Katherine Hepburn. Bir röportajında "Kayda değer bir hayat yaşadım, ama annem ve babamla karşılaştırıldığımda vasat kalıyorum" demiş olsa da o hep farklıydı, hep ayrı...


Kurallarını erkeklerin koyduğu bir dünyada kendi doğrularının peşinden gitti ve inandıklarından hiç ödün vermedi. Parasız röportaj yapmayı reddetmesi, hayranlarından uzak durması, özel yaşamını gizli tutmak istemesi bu ödünsüz tavrının yansımasıydı hep. Kendini ifade etme biçimiyle ve film setlerinde yönetmenlerle kurduğu ilişkiyle "aykırı" bir yıldız kimliği yarattı. Çağdaşı kadınların aksine o hep pantolon giymeyi yeğledi. Herkesin başka biri olmak istediği bu dünyada, kendisi olmayı ve öyle kalmayı seçti. Dönemin suya sabuna dokunmayan salon komedilerine bile bugün bile etkisini kaybetmemiş gibi görünen bir derinlik ve zeki bir espri anlayışı katmayı başarmıştı.

1999'da Amerikan Film Enstitüsü'nün "bütün zamanların en büyük kadın oyuncusu" ilan ettiği Katharine Hepburn, 29 Haziran 2003'te 96 yaşında yaşama veda etti.

Katharine Hepburn hayatı fırtınalarla yaşadı. Bu fırtınalardan en büyüğü Spencer Tracy ile 1942 yılında "Woman of the Year" filminde rol almasıyla başladı. Bu filmdeki rolü ile yeniden Oscar'a aday gösterilen Hepburn, sahne arkasında ise Tracy ile büyük bir aşk yaşamaya başladı. Tracy'nin 1928'den beri evli olması ve üstüne üstlük koyu bir katolik olan Tracy'nin eşinden boşanmaması nedeniyle ikili hiç evlenmedi. Ama ilişkileri, Tracy 1967 yılında ölene kadar sürdü. Birlikte 9 filmde rol aldılar. Sinema tarihinin en mükemmel çifti olarak gösterilen Hepburn ve Tracy, hala Hollywood'un bu alandaki en büyük ilham kaynağı. Aşkları tüm olanaksızlıklara karşı direnmişti. " Onun için her şeyi yaparım" diyordu Katherine Hepburn. Ve Spancer Tracy de evli olması, boşanmasının imkansızlığına karşın 30 yıla yakın zaman yalnızca Katherine Hepburn'u sevdi. Ölürken de yanındaydı sevdiği kadın.


Birileri Aşkın olmadığını iddia ediyordu forumlarda umarım okur da anlar olup olmadığını

27-12-2006 20:36
Yabancı..

Napolyon ile Josephine

NAPOLYONUN YAZDIĞI BİR MEKTUP.....




senden hiç bir mektup gelmeden geçen üç gün. bense hergün yazdım. bu ayrılık korkunç bir şey. geceler uzun ve tatsız, günler ise monoton. düşman yenilgiye uğradı sevgilim, 18.000 esir, gerisi ise ölü veya yaralı. wurmser'in elinde sadece mantua kaldı. bu şimdiye kadar elde edilen en büyük başarı. italya, friuli ve tirol, cumhuriyet için kazanıldı. bir kaç gün içerisinde birbirimizi tekrar göreceğiz. bu emeğimizin ve meşakkatimizin ödülüdür. bin ateşli öpücük."

bütün italyayı dize getirmiştir velakin sevdiceğinin ilgisine mazhar olmak için kendisini övmekte "bak ben cumhuriyetin en büyük zaferini kazanan kumandanıyım, gel sevdiceğim hayran ol bana" tandanslı temel erkek güdüsünü ortaya koymaktan geri kalmamaktadır. bin ateşli öpücük kısmı ise savaş zamanındaki bir asker için normal karşılanabilir ancak napolyonun mektupları incelendigi takdirde "bin ..... öpücük"ün her mektupta yerini koruduğu gözlenmekte yalnızca boşlugun "ateş, özlem, hasret, tutku" gibi sıfatlarla dolduruldugu gorulmektedir.


27-12-2006 21:19
Yabancı..

ABDUL HAMİT TARHAN_LUSİYEN....


Başka biriyle nişanlıyken "o evleniyormuş,ben artık karalar giyeceğim" diyen Fatma Hanım ile evlenmiş ve onun ölümünün yasını yaşamı boyunca üzerinde taşımıştır. Kadınları sevmiş ama tercih yapmakta her zaman zorlandığı için sevdiği kadınlarla evlendiğinde de başka kadınlarla birlikte olmaya devam etmiştir.Berlin'deki yeni görevine giderken gemide karşılaştığı bir Alman kızına bakıp "Ben bu kadar büyük ayakları olan kadınları yetiştiren bir memlekette yaşayamam" diyerek geri döndüğü rivayet edilir.2. evliliğini Londra'da tanıştığı ve kendinden 18 yaş küçük olan Nelly Claver ile yapmış olmasının en önemli sebebinin ilk eşi Fatma'ya olan benzerliği olduğu söylenir.Fakat kaderin garip bir cilvesi olarak ikinci karısını da tıpkı ilk eşi Fatma gibi veremden kaybeder.3 evliliğini Cemile adlı bir bayanla yapar ve bu evlilik sadece 20 gün sürer.68 yaşında ise 26 yaşında olan aslen Belçikalı Lüsiyen hanım ile evlenir.fakat aralarındaki yaş farkının karı koca ilişkisini bitirdiğini farkeden Aldülhak Hamit onu kendi elleriyle De Soranzo adlı bir dükle evlendirir.Lüsiyen'e olan sevgisinin onlarla beraber aynı evde bir süre daha yaşadığı şeklinde bir söylenti de vardır. Ama işin asıl ilginç tarafı Lüsiyen yeni eşiyle venedik'e yerleştikten sonra Hamit ile mektuplaşmaya devam etmiş ve yedi sen sonra Hamid'e geri dönmüştür.Ancak gerçekten seven birinin yapabileceği bir davranış olan sevdiği insanı başka biriyle evlendirme işi de bir bakıma karşılığını bulmuş olur.Geçirdiği gribin tekrarlaması sonucu Maçka'daki evinde ölmüş ve Zincirlikuyu mezarlığına defnedilmiştir.Belki de yadırgamayacağı ve kendini ait hissedebileceği bir yere...

27-12-2006 21:19
Yabancı..

Beatrice_DANTE......


1_DANTE.....

Dante 1265 yılında doğdu, Haziran ayında İkizler burcu olarak doğdunu söyler. Gerçek adı olan Durante`yi kısaltarak Dante`yi kullanmıştır. Dante'nin ailesi köklü ve asil bir aile olmakla beraber sonradan fakir düşmüş ve aristokratik önemini kaybetmişti. Dante'nin babası II. Alighiero hakkında çok fazla bilgi yoktur, mesleği bilinmemekle beraber noter, hakim veya faizci olduğuna dair çeşitli görüşler mevcuttur. II. Alighiero hakkındaki belki de tek "kesin" bilgi onun Guelf'ler partisine mensub olduğudur. O sıralarda yönetim Ghibellin'lerdeydi ve Ghibellin'ler Guelf'leri sürgün ederek şehirden uzaklaştırmışlardı. Her ne kadar Dante'nin babası II.Alighiero Guelf'lerden olsa da Dante doğduğunda, Floransa Ghibellin'lerin yönetiminde olmasına rağmen II.Alighiero ve ailesi Floransa'da ikamet etmekteydi. Dante babasını sevmezdi, bunun nedeni babasının kötü ünü veya silik kişiliği olabilir. Eserlerinin hiçbir yerinde babasından söz etmemiştir, aksine her fırsatta şövalyelik payesi bulunan dedesi Cacciaguida'dan bahseder, ailesinin soyunun Roma'ya dayandığı ile övünürdü. Dante annesini daha çok küçük yaşlarda kaybetmiştir. Babası da o on sekiz yaşlarındayken vefat etmiş, bunun üzerine Dante üvey annesi (monna Lapa) ve üvey kardeşleriyle yaşamak zorunda kalmıştır. Yazarın hayatının bu dönemi ile ilgili çok fazla bilgi bulunmasa da, onun büyük acılar çekmemekle beraber bu dönem boyunca mutlu veya rahat olmadığı düşünülmektedir


2_Beatrice


Dante denince ilk akla gelen isim belki de onun sonsuz bir aşk ile bağlandığı Beatrice'dir. Dante'nin çocukluğu ve gençliği hakkında çok az bilgiye sahip olunsa da, şairin dokuz yaşındayken kendisinden bir yaş küçük Beatrice'e aşık olduğu kesin olarak bilinmektedir. Komşuları Floransa'lı şövalyelerden olan Folco di Ricovero de' Portinari'nin kızı Beatrice ile komşularının evindeki bir eğlence sırasında tanışmıştı. Tanıştığı ilk andan beri Dante Beatrice'e büyük bir tutkuyla bağlandı. Beatrice ile ikinci kez karşılaştığında on sekiz yaşındaydı, bu ikinci karşılaşmadan sonra Beatrice'e olan sevgisi daha da derinleşti. Beatrice'e olan aşkı yazımını ve şiire olan bakış açısını büyük oranda etkileyecekti; İlahi Komedya'nın tohumlarını atan belki de Beatrice'e olan aşkıydı. Dante aşkından sevgilisine hiçbir zaman söz etmemiştir, nitekim 1288 yılında Beatrice Floransa'lı şövalyelerden Simone dei Burdi ile evlendi. Fakat Beatrice evliliğinden sadece iki sene sonra, 1290'da, yirmi dört yaşında öldü. Beatrice'in ölümünden sonra Dante çalışmalarına daha sıkı sarılmış, Latin edebiyatı ve felsefeye kendisini adamıştır. Kuşkusuz Beatrice'in ölümü Dante için büyük bir şoktu ve yazarın yazım hayatını da fazlasıyla etkiledi. Beatrice'in çok genç bir yaşta ölmesi, Dante'nin onu ölümsüzleştirmesine yol açmış, fikriyatında Beatrice'e maddi, ölümlü ve insani bir görünümden ziyade manevi, ölümsüz ve ilahi bir görünüm vermesine neden olmuştur.



27-12-2006 21:21
Yabancı..

ROMY SHİNEDER_ALAİN DELON.....

Eğer bana kalsaydı, hemen her şeyimi bırakır, oyuncu olurdum. Tıpkı annem gibi", diye yazmıştı 14 yaşındaki Rosamarie Magdalena Albach, 1952 yılında günlüğüne. Bir yıl sonra, istediği fırsatı elde etti ve Wenn der weiße Flieder wieder blüht adlı filmde, annesi Magda Schneider ile birlikte rol aldı. İlk kamera deneyimini gerçekleştirdikten kısa bir süre sonra okulu bıraktı. 1954-1957 arasında hayatına damgasını vuracak 4 filmde oynadı. Alman sinemasının kitch seri filmlerinden Sissi, Romy'ye hem erken, hem de ön yargı yaratacak bir şöhret kazandırıyordu. Romy'nin sinema kariyeri üvey babası Hans Herbert Blatzheim tarafından zeki bir biçimde yönetiliyordu. Her insan içine çıkıldığında, annesinin kendisine "Gülümse, hadi gülümseme şimdi", diye fısıldadığını anlatıyordu Romy. Ancak üvey babasının kendisine taciz bulunduğunu itiraf etmesi için 40'lı yaşlara ulaşması gerekecekti: "Üvey babam gayet açık bir biçimde bana yatmamızı teklif etti".

Romy Scheider, 1958'de ilk kez bir yabancı prodüksiyonda, Girls in Uniform'da oynadı. Yine aynı yıl Christine filminde rol aldı. Christine'deki rol arkadaşı Alain Delon, o dönemde Fransız sinemasının süperstarıydı. Romy Alain'e aşık oldu ve ailevi kısıtlamaları bir kenara atarak uçar gibi Paris'e koştu. "Tamamen Fransız olmak istiyorum, Fransızlar gibi yaşamak, aşık olmak, sevişmek ve giyinmek istiyorum", diye yazmıştı günlüğüne. İleride herşeyi bir çırpıda özetleyecekti: "Benim hayatıma yön veren üç kişi oldu: Alain, Visconti, Coco Chanel". Chanel'in, Romy'ye zarif, baş döndürücü bir Pariziyen tarzı kazandığı söylenir. Ama belki de Romy'dir giydiği herşeye tarzını veren. Romy Fransa'daki sinema çalışmalarından hiç memnun değildi: "Fransa'da ciddiye alınmıyordum. Herkesin gözünde Alain Delon'un sevgilisinden başka bir şey değildim. Ne zaman Visconti ile ya da Rene Clement ile çalışacaktım?"

Romy, Alain Delon için ülkesini ve arkadaşlarını terk etmişti ama hayatta bir tek onun sevgilisi olarak kalmak da istemiyordu. Sissi filmleriyle ünlenmişti ama oyunculuk yeteneği bunların çok çok ötesindeydi. Dönemin poh pohlananan, şımarık, doyumsuz çocuğu Delon'dan çok daha iyi bir oyuncuydu Romy.

1961 yılında Romy, çok sevdiği yönetmen Visconti ile çalışma fırsatını buldu. Aynı yıl iki Visconti filminde oynadı. Visconti onun için "Avrupa'daki en parlak kadın oyunculardan biri", diyordu. Romy'yi takdir edenlerden biri de Orson Welles'ti. Kafka'nın Dava'sının sinemaya uyarlanması söz konusu olduğunda Welles, Romy'yi aradı. Dava'daki rolü Romy'yi uluslararası sinema çevrelerinde yükseltti. Artık Hollywood onu bekliyordu.

Paris Match o dönemde şu saptamayı yapmıştı: "Greta ve Marlene'den 40, Marilyn'den 15 yıl sonra, beyaz perde nihayet yeni bir büyük yıldıza daha kavuştu". İki kez Cesar Ödülü'ne layık görülen Romy, hiç oyunculuk eğitimi almadan 40 film çevirmişti bile, yaşamı boyunca ise tam 61 film için kamera karşısına geçecekti.

Romy Schneider, başarılı bir oyuncu, bir sinema ikonu, bir cazibe simgesi olarak tarihe geçti. Ama beyaz perdenin dışında, mutsuz bir hayatın pençesinde sürükleniyordu. Delon'la ilişkisi onu hem kısıtlıyor, hem de yoruyordu. Top model ve şarkıcı Nico'yu da yıpratan, ona da hayatı zindan eden de aynı "sabıkalı" Delon değil miydi? Romy'nin ilk evliliği de bedbahttı. Berlinli tiyatro yönetmeni Harry Meyen ile evliliklerinden oğul David Christopher dünyaya gelmişti. David'in doğumundan sonra şöyle diyordu Romy: "Hayatımın nasıl bir biçimde değiştiğini soruyorsunuz, ben biraz değişik bir açıklamada bulunayım, nihayet benim de bir hayatım oldu". Meyen ile evliliği yürümedi, Meyen'in intiharı Romy'yi de ölüme yaklaştırdı.

Romy 1977 yılında özel sekreteri Daniel Biasini ile evlendi, bu evlilikten de bir kız çocuğu Sarah Magdalena dünyaya geldi. Romy ilk filmini çevirdiğinde, gerçek babası Wolf Albach-Retty ona yazdığı mektupta "Çocukluğunu cebine tıkıştır ve yollara düş", diyordu. Romy hayatının ilk on dört yılını yatılı okullarda, anneanne evlerinde geçirmişti. Şimdi kendi oğlu David de benzer şeyleri yaşıyordu. David 5 Temmuz 1981'de büyükannesinin evinin önünde bir kazaya kurban giderek hayatını yitirdi.

Romy, "Ne yaparsam kamera karşısında yapıyorum, gerçek hayatta hiç bir şey yapamıyorum", diyordu. Hayatının son döneminde sakinleştiriciler, alkol, uyku ilaçlarına gömüldü. 1976'da Alman feminist Alice Schwarzer'e verdiği söyleşide bir kadın olarak karşılaştığı zorlukları içten bir dille anlatmıştı. 29 Mayıs 1982 Paris'teki dairesinde ölü bulundu. Kimileri intihar ettiğini düşündüler. Oysa Adli Tıp raporunda "Kalp krizi sonucunda doğal ölüm" yazıyordu. Magda Schneider, Romy'nin bütün sevenleri adına itirazda bulundu: "43 yaşında çok güzel bir kadının bu şekilde ölümü nasıl doğal olabilir?"

27-12-2006 21:22
Yabancı..

EVA BRAUN_ADOLF HİTLER....


1929'da hem arkadasi hemde patronu olan heinrich hoffmann'ın fotograf studyosunda adolf hitler ile karsilasti..[o meshur notu;1944'te hitlere duzenlenen bombalı suikast girisiminden sonra yazdigi mektupta aciga cikmistir.. 15 yil sonra.."ilk buluştuğumuz andan itibaren seni izlemeye yemin ettim, olume gitsen bile. ben sadece senin askin icin yasiyorum."]

1932'de ailesinin siddetle karsi cikmasina ragmen hitler ile iliskiye girdi.
hitler 1935'te ona munih yakinlarında, kapisinda ozel soforu bulunan bir villa aldı.
1936'da hitler'in berchtesgaden'deki yerine yerleşti.
2 mayıs 1938'de kendi el yazisi ile yazdığı ilk vasiyetinde eva braun'u en iddiali varisi durumuna getirerek malvarlıklarının bircogunu ona bırakacaktı.

1945 nisaninda rus ordulari berlin'e dayaninca eva braun, hitler'in basbakanlik binasının altında bulunan siginaga yani führerbunkere yerlesti.
hitler'e o kadar bagliydi ki hitlerin emrine karsi gelerek siginagi terketmeyi reddetti.
yakin cevresine o siralarda artik hitlerin etrafinda ona sadik kimsenin olmadigini soyleyip; "o olecegine onbinlerce insan olsun daha iyi olur" diyordu.

nihayet 29 nisan 1945'te saklandiklari siginakta evlendiler. ne dokunaklidir ki; evlilikleri saatler surdu..
30 nisan'da siginaktaki herkesle, ozellikle gobbels ailesi ile, vedalasip odalarina cekildiler ve intihar ettiler.

27-12-2006 21:37
Yabancı..

BÜTÜN BU ÖRNEK GÖSTERİLEN AŞKLARIN ÖNÜNDE SAYGI İLE EĞİLMEMEK İÇTEN BİLE DİİL AMMA VELAKİN ŞU AN GÜNÜMÜZDE REVAÇTA OLAN BÖYLE BÜYÜK AŞKLAR DİİL SANSASYONEL AŞKLAR BİR KAÇ ÖRNEK DE BEN VERİİM

CANER-TÜLİN
AHU-MERİÇ
PINAR ALTUG-BİR KAÇ KİŞİ
İBRAHİM TATLISES VE HAREMİ

İŞTE GÜNÜMÜZDEKİ BÜYÜK AŞKLAR BÖYLE ARKADAŞLAR KİMİ KAFASINDA VİSKY BARDAGI KIRAR KİMİ SEVGİLİSİNE KUR YAPAYIM DERKEN APTAL APTAL DURUMLARA DÜŞER KİMİ HER ÇİÇEKTEN BAL ALİİM DER KİMİ DE HAREMİNDEKİ EŞLERİNE ÇOK NAZİKÇE KARI! DER VE ONLAR BENİM HERŞEYLERİM FELAN DER İŞTE GÜNÜMÜZ İNSANININ AŞKI YAŞAYIŞ BİÇİMİ





27-12-2006 23:51
EBRULİ Y@K@MOZL@R
Mesajlar: 2743

evet günümüzde çoğunlukta sansasyonel aşklar var ama saygı duyulacak olan aşklarıda göz ardı etmeyelim...

örneğin; mehmet aslantuğ ve arzum onan aşkı
orhan gencebay ve sevim emre aşkı
fatih ve şebnem kısaparmak aşkı gibi....

ellerine sağlık çok güzel bir forum olmuş....

28-12-2006 11:50
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim