Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 40
Ana Sayfa >> Nostalji >> Paylaşım >> dünyanın en büyük aşkları....(sürekli olucak....)
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
Yazar dünyanın en büyük aşkları....(sürekli olucak....)
Yabancı..

Kermit Fun!!.. demiş ki; Kermitle Dengesizin Aşkını atlamışsınız arakdaşlar.. ellerinize sağlık



sen önceki sayfaları okumadın galiba canım...

27-12-2006 14:26
Yabancı..

Dengesiz Prenses... demiş ki;


sen önceki sayfaları okumadın galiba canım...


ne görmem gerekli onu analamdım okudumda

27-12-2006 14:28
dandanakan
Mesajlar: 2655

SALVADOR DALİ İLE GALA
işte ben bu aşka bayılıyorum ve aşk diyorum bunaa

27-12-2006 14:39
dandanakan
Mesajlar: 2655

ATATÜRK VE FİKRİYE HANIM


Atatürk'ün aşkı Fikriye'nin 82 yıllık 'mezar sırrı'nı Atatürk'ün yaveri Salih Bozok'un ailesinin dostu araştırmacı Eriş Ülger açıkladı: "Fikriye'nin mezarı Köşk'e çıkarken sol tarafta, bugünkü Kuğulu Park civarında, küçük bir mezarlıkta."

Fikriye Hanım'ın mezarı Çankaya'da
Atatürk'ün büyük aşkı Fikriye Hanım'ın sır mezarının Çankaya'da olduğu ortaya çıktı. Araştırmacı Eriş Ülger, Ata'nın yaveri Salih Bozok'un anılarına dayanarak mezar yerinin Kuğulu Park'ta olduğunu söyledi.

Daha önce hiç yayımlanmamış belge ve fotoğraflarıyla Atatürk'ün büyük aşkı Fikriye dosyası açıldı. Atatürk araştırmacısı ve Ata'nın yaveri Salih Bozok ailesinin yakını Eriş Ülger, Fikriye Hanım'ın bugüne kadar bir sır gibi saklanan mezarının, "Çankaya'da Başkent'in tam göbeğinde..." olduğunu söyledi.

Sır perdesi aralanıyor
Milli Mücadele boyunca Mustafa Kemal'in büyük aşkı Fikriye'yle ilgili sır
perdesi aralanıyor. Cumhuriyet'in resmi tarihi, "Gölge First Lady"si Fikriye'nin, Atatürk'ün İzmir'de Uşakizadelerin kızı Latife Hanım'la evlenmesi sonrasında derin bir hayal kırıklığı yaşayarak verem olduğunu, dönüşünde Ata'yı görmek için Çankaya köşkünün kapısına dayandığı, ancak içeri alınmayınca da faytonda intihar ettiğini yazar. Ancak tarihçilerin bir türlü bulamadığı, aşk acısıyla yanan Fikriye Hanım'ın mezarının nerede olduğuydu. Genelkurmay'dan İçişleri Bakanlığı'na kadar bir çok kuruma başvurularak Fikriye'nin yeri araştırıldı, uzun araştırmalar ve yazışmalar sonrasında Fikriye'nin mezarıyla ilgili Cumhuriyet tarihini sarsacak bir iddiayla karşı karşıya kalındı. Latife Gazi Mustafa Kemal' kitabının yazarı ve Atatürk'ün yaveri Salih Bozok ailesinin dostu Atatürk araştırmacısı Eriş Ülger, " FikriyeHanım Çankaya Köşk'ü civarında gömülüdür. O dönemdeki Çankaya sınırları içerisinde Köşk'ten aşağıya inerken sağ taraftadır" dedi. Fikriye ile ilgili yeni bir kitap hazırlayan Ülger, 82 yıllık 'mezar' sırrını sadece Atatürk'ün 'kara kutusu' olan yaveri ve en yakın arkadaşı Salih Bozok ile oğlu Cemil Salih Bozok ve Mustafa Kemal'in manevi kızı Sabiha Gökçen'in bildiğini söylüyor.

Kaynak yaveri
İstanbul'da yaşayan Ülger, mezar yerini Atatürk'ün yaveri ve en yakını Salih Bozok'un oğlu Cemil Salih Bozok'tan öğrenmiş. Mezarın yalnız Bozok'lar ve Ata'nın manevi kızı Sabiha Gökçen tarafından bilindiğini ve kendisine aktarıldığını söyleyen araştırmacı, faytondaki faciadan sonra Memleket Hastane'sinde hayata gözlerini yuman Fikriye'nin defin işlemi Salih Bozok tarafından yapıldığını söyledi. Baba Bozok'un ölmeden önce oğlu Cemil Bozok'a aktardığı bilgi ve belgeler, daha sonra Cemil Bozok tarafından yakın arkadaşı Ülger'& ecirc; aktarılıyor. Atatürk'le ilgili bu belgeleri arşivinde tutan Ülger, Cemil Bozok'un sözlerini de videoya kaydetmiş. Ülger, Bozok'tan aldığı bu bilgileri Sabiha Gökçen'e teyit ettirmiş.


27-12-2006 15:17
dandanakan
Mesajlar: 2655

Uzak akraba
Fikriye, Atatürk'ün üvey babası Ragıp Bey'in kız kardeşinin kızı. Doğum tarihi konusunda araştırmacılar arasında tam bir görüş birliği bulunmuyor. 1876 diyen de var, 1880'de. Eriş Ülger, iki tarihin de doğru olmadığını söylüyor. Ülger'e göre, Fikriye, Atatürk'ten sadece bir ya da iki yaş büyük. Zübeyde Hanımın ikinci evliliği, Mustafa Kemal'le Fikriye'nin yollarını kesiştiriyor. Mustafa Kemal yüzbaşı olduktan sonra arada sırada geldiği ailesinin evinde, Fikriye ile tanışıyor. Fikriye Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal'i yalnız bırakmıyor, Ankara'daki İstasyon Binası'nda birlikte kalıyorlar.

İntihar ettiği silah
Araştırmacı Eriş Ülger, Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük aşkı Fikriye Hanım'la ilgili önemli bir fotoğrafı da ilk kez ortaya çıkardı. Eriş Ülger, Fikriye'nin, nasıl öldüğünü anlatırken arşivinden, tarihe damgasını vuran Mustafa Kemal'in hediye ettiği ve Çankaya'nın kapısından geri dönmek zorunda kalınca kendisini vurduğu, üzerinde 'MK' yazan tabancanın da fotoğrafını ilk kez ortaya çıkardı.


Mezar yerinin talimatı Ata'dan
Ülger, Fikriye Hanım'ın nereye gömüleceği konusunda yer seçiminin bizzat Atatürk tarafından belirlendiğini öne sürüp Ankara'da Kuğulu Park civarını tarif ediyor: "Fikriye, Çankaya Köşk'üne çıkarken sol tarafta gömülmüştür. O dönemin Ankara'sını düşünürseniz, Atatürk'ün her gün önünden geçtiği yer. Ne Etnoğrafya Müzesi, ne Hacettepe ne başka bir yer. Mustafa Kemal'in emriyle Çankaya Köşk'üne çıkarken sol tarafta, Köşk'ten aşağıya inerken sağ tarafta, bugünkü Kuğulu Park ve civarındadır. Defin işlemini Salih Bozok yapmıştır." Eriş Ülger'e göre, Atatürk'ün ayrıldığı eşi Latife Hanım, Fikriye Hanım'ın Çankaya'ya gömülmesini dolaylı yollardan öğreniyor. Ülger, o günü şöyle anlatıyor: "Mustafa Kemal'in yanında Salih Bozok ve Kılıç Ali vardır. Latife balkonda beklemektedir. Latife Hanım da büyük bir değişiklik vardır. Hırçın ve kızgındır. Çünkü birkaç gün önce Fikriye'nin nerede gömülü olduğunu duymuştur." Bunu Mustafa Kemal'e de söyleyince tartışma çıkar. O gün, Latife Hanım'dan ayrılmaya karar verir. Yaverine "Yozgat'a gidiyoruz" der. Sonra, Latife Hanım'ı kastederek, "Yukarıdakini de İzmir'e gönder" talimatı verir



27-12-2006 15:18
Yabancı..

rosa luxemburg_leo jogiches aşkı.

ve bir mektupları....




"hayatımın en önemli insanına!
bunu okuyup okumayacağını bilmiyorum ama bunları yazmak zorundayım yoksa içimde kalanlar beni öldürecek. böyle olduğu için çok üzgünüm. sana kendimi anlatamadan çekip gittiğim için çok üzgünüm. yaşanan bunca şey için çok üzgünüm. yazık ettiğim bu 2 sene 2 ay için çok üzgünüm. ama böyle olmak zorunda. ben gidiyorum. yaşanan tüm acıları yüklenip gidiyorum. "kal" demen bir işe yaramayacak ne acı. kal desen de kalamayacak kadar yoruldum. beni unutma olur mu? benden sakın nefret etme. beni sadece yüzünde güzel bi tebessümle hatırla ömrünün sonuna dek. kızımın adı yine "ela " olacak ve her baktığımda seni düşünüp ağlayacağım. böyle bırakıp gitmek beni çok üzüyor ama biz bir ilişkiyi tamamlayamadık. ben mi çok şey bekledim, sen mi çok az şey sundun bana bilmiyorum ama son 1 senedir o kadar yıprandım ki.. şimdi yine yıpranacağım bir süre ama belki sonra daha mutlu olacağım. bencillik yaptığımı biliyorum, en güzel, en ciddi yerinde gittiğimi biliyorum ve beni anlayamayacağını da biliyorum. iki ayrı hayattı yaşadığımız. iki ayrı nehir gibiydik, iki ayrı denize dökülen. arada yaklaşabilirsek yaklaşabiliyorduk birbirimize, asla tamamen değemedi birbirine sularımız.. şimdi ben başka denizlere açılıyorum. sensiz, tek başıma, bütün hızımla akıp gidiyorum...
sen kendine iyi bak sevgili!
yaşadığımız, paylaştığımız her anı gülümseyerek, pişman olmayarak anımsa hayatın boyunca. edebildiğim kadarıyla dua edeceğim her gece senin için. mutlu olman için.. hakkettiğin her şeyin sonsuza kadar seninle olması için.. bulabileceğin en mükemmel insanı bulabilmen için.. sakın arama, sakın karşıma çıkma.. geriye kalan son gücümü seni bırakabilmek için kullandım. artık hiçbir şeye gücüm yok. o en sevdiğim şarkıyı söylemeye, tekrar aşık olmaya, mutlu olmaya, ağlamadan durabilmeye.. hiçbir şeye gücüm yok.. beni bırak.. çünkü ben seni bırakıyorum.. seninle beraber kendimi, bedenimi, içimde ne var ne yoksa her şeyimi bırakıyorum hayatın tam ortasına. benden geriye şimdi gözyaşlarım kalıyor sadece.
son olarak;
seni unutmam kolay değil;
hala sokağımda ayak izlerin....
seni çok seviyorum. ömür boyu seveceğim. inansan da inanmasan da.. ken

27-12-2006 16:00
Yabancı..

yılmaz ve fatoş güney aşkı....


ve aralarındaki bir mektup.....


canım ciğerim sevgili,

bugün senin doğum günün... ayrı değiliz bilesin... her zamankinden çok, her zamankinden içten yüreğimdesin... sürekli yaşatarak, besleyerek, büyüterek seni... içimi yalayıp geçen hüzün geride mutlu düşler bırakıyor... çünkü tutacağız bir gün hayatın ucundan, yükleneceğiz ne varsa, ne kadar solmuş gül varsa canlandıracağız onu....

sevgili, yavrum.... hiçbir darbe yıkamadı içimizdeki hayat ağacını... ezemedi... ezemez de... bugün... yirmiikinci yaşına bastığın gün bilesin ki, önümüzde hiçbir engel duramayacaktır... akıp geçeceğiz, yıkıp gideceğiz çünkü...

kar var dışarıda, güneş var, insanlar var... içimizde canlılığını koruyan hayat böceği kıpırdıyor... buzlar çözülüyor, toprak uyanıyor...

evet... hayat ve onun bütün unsurları başkaldırıyor... yeni bir güne, yeni bir güneşe... sevgiyi yeni baştan kurarak.

canım sevgili... yirmiiki yaşlım... güzelim... sevgiyle kucaklarım hepinizi... bin defa, yüzbin defa, onmilyon defa merhaba...

merhaba sevgili!

evet... hayat durdurulamaz yerine akıyor ve biz bu akıntının içinde bizi bekleyen yarınlara, sardunyalara, hanımeli çiçeklerine, kiraz ağaçlarına varacağız...

mutlu ol sevgili... sevin... hayat senindir... bir ırmaktır çünkü o... sonsuza akan bir ırmak...

öperim... heyecanımı, hüznümü, acımı anla sevgili... oğlumu sar ve ona anasının yirmiiki yaşına bastığını anlat. oğlumuz da yirmiiki yaşında olacak birgün... sen de kırkiki yaşında olacaksın... ya ben... ben n’olacağım acaba!

yılmaz güney

27-12-2006 16:02
Yabancı..

bedri rahmi eyuboğlu_ mari aşkı.....

ve bir gece bedri rahmi ustanın yıkılışı....



KARADUT GERÇEĞİ
1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüp'teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut'u okumaya başladı:

"Karadutum, çatal karam, çingenem/
Daha nem olacaktın bir tanem/
Gülen ayvam, ağlayan narımsın/
Kadınım, kısrağım, karımsın"...

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü.Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu... Çünkü şiirde "kadınım, kısrağım, karımsın" dediği kadın, karısı değildi.

Bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı: Mari Gerekmezyan...


"Kara saplı bıçak gibi"

Mari, Bedri Rahmi'nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair - ressamın sinesine, "kara saplı bir bıçak gibi" saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi'nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari'nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi, sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.



27-12-2006 16:09
Yabancı..


27-12-2006 16:20
KARİZMA
Mesajlar: 651

RAHŞAN İLE BÜLENT ECEVİT Bunu da ekelyin oraya....

27-12-2006 16:27
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim