Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 40
Ana Sayfa >> Nostalji >> Paylaşım >> dünyanın en büyük aşkları....(sürekli olucak....)
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
Yazar dünyanın en büyük aşkları....(sürekli olucak....)
Yabancı..

KEREM İLE ASLI

Anonim halk hikayesi. XII. Yüzyilda tesekkül ettigi yorumlanan, Kerem ile Asli hikayesi anonim halk hikayelerimizin karakteristik özelliklerini tasir. Hikaye kahramani Asik Kerem, Asli isimli bir Ermeni kizina asik olur. Onu kendisinden kaçiranlarin ardindan arkadasi Sofu ile saz çalarak, türkü söyleyerek diyar diyar dolasir. Büyük bir askin, ugrunda ne ölçüde fedakarlik yapilacak bir kuvvet oldugunu isaret eder. Zorlu macerasinin sonunda, Haleb"de Asli"ya kavusan Kerem tam onunla evlenecekken bir kesis büyüsüne kurban gider. Bir büyü ile tutusup yanar, kül olur. Bu külün kivilcimi ile saçlarindan tutusarak, ayni akibete ugrayan Asli ile ancak cennette bulusurlar...



27-12-2006 13:55
Yabancı..

ARZU İLE KANBER

Birbirlerini kardeş sanarak büyüyen iki gencin asklarini anlatan ve 17. yüzyilda ortaya çiktigi sanilan Türk halk öyküsü. Konusu söyledir: Bir kervan, yolda eskiya baskinina ugrar. Baskindan yalniz küçük bir erkek çocugu sag olarak kurtulur. Bir aile tarafindan evlatlik olarak alinan çocuga Kanber adi verilir. Bir süre sonra bu ailenin bir kiz çocugu olur, adini Arzu koyarlar. Iki çocuk birbirlerini kardeş sanarak büyürler. Bir süre sonra aralarında ilgi veyakınlık başlar. Kardeş olmadiklarını ögrenince de evlenmek isterler. Arzu"nun annesi bu evlilige karsi çıkar ve kızını zengin bir tüccarla evlendirir. Ama adam kisa bir süre sonra ölür.Arzu ile kanber evlenmek için yeniden uığrasırlarsa da, anne engel olur. Asıklar bir rastlantı sonucu birbirlerini bulurlar. Kavusmanin heyecaniyla ikisi de bayilir. Sürekli olarak kızını izleyen kötü yürekli anne onlari gene ayırmak ister, ama gençlerin çevresi su ile kaplandigindan yanlarina ulasamaz. Az sonra iki sevgilinin gögüslerinden birer güvercin çikarak uçar ve böylece ikisi de orada can verirler



27-12-2006 13:55
Yabancı..

rosenbergler asılmadan az önce çekilen ayrılık resimleri...

" border="0">


" border="0">

27-12-2006 14:00
Yabancı..

fearless.....(2006 en saçmalayan forum yazarı...) demiş ki; rosenbergler asılmadan az önce çekilen ayrılık resimleri...

" border="0">


" border="0">



of çok kötü yaaaaa

27-12-2006 14:12
Yabancı..



SIGMUND FREUD İLE MARTHA BERNAYS

Dünyanın tartışmasız en büyük ruhbilimcisi olarak tanınan Freud eşi Martha Bernays' la ömür boyu süren bir beraberlik yaşadı. 1986 da Viyana'ya yerleştikleri yıl, evleninceye kadar oldukca sorunlu bir nişanlılık dönemi yaşadılar. Freud'dan altı yaş küçük olan Martha babası öldükten sonra da uzun süre Freud'den ayrı kaldı. Annesinin zorlamasıyla aile Wandsbek' e taşındı. Annesi ayrı yerde uzun bir ayrılığın onları ayıracağını düşünüyordu. Ona göre kızı kansızlık çekecek belki ama Freud'de sınavlarda başarısız olucaktı.

Böylece Martha dört yıl Freud un öğretim görevlisi olmaya hak kazanmasını bekledi. Freud Wandsbek' e çok nadir gelmesine izin veriliyordu. Buna rağmen aşkları sürdü ve Freud'le Martha her gün birbirlerine mektup yazdılar.



MEKTUPLAR
Sevgili canım, benim aşkımın tüm ulviliğini ne yazık ki yoksulluğumun tüm disipsizliğini, ancak senin davranışlarından sonra anlayabileceğim. Bunu çok iyi biliyorum. Bunun ne derece önemli olduğunu idrak etmeye devam ediyorum. Bu küçük güzel kutu ve o hayranlık duyulası fotoğraf karşımda olmasaydı yaşananların sadece birer düş olduğunu zannedecek ve gözlerimi açmaktan korkacaktım. Fakat arkadaşlarım bunun bir gerçek olduğunu söylüyorlar. Bunun gerçek olması gerekir. Martha benimdir. Herkesin kendisinden hayranlıkla söz ettiği bu genç kız ilk karşılaşmamızdan itibaren tüm karşı koymalarıma rağmen kalbimi caldı. Oysa ben tam olarak kendime güvenemiyorum.Kur yapmaktan çekiniyordum, o bana gelip bendeki değeri, bana özgü değerlere dönüştürdü, bana yeni bir umut en çok ihtiyaç duyduğum bir zamanda çalışmak için taze bir güç bahşetti.

Benim biricik sevgilim, sen yeniden döndüğünde o cana yakın varlığınla beni tedirgin eden beceriksizliği ve çekingenliği yenmiş olacağım, o minnacık güzel odamızda yeniden başbaşa kalacağız;sen koltuğa oturmuş ve ben ayaklarımı yuvarlak tabureye uzatmış olarak..

Ne güneşin batışından konuşacağız ne sabahın oluşundan.. o can sıkıcı endişelerin yolculukların gündem oluşturmayacak kaygıların artık bizi ayıramıyacağı dönemden konuşacağız.

İşte bugün de bitti, kağıdımda hiç boş yer kalmadı, gene de seninle gevezelik etme arzumun önüne geçemiyorum. Hoşckal ve bu zavallı adamı ne kadar mutlu ettiğini unutma.

Senin Sigmund un


27-12-2006 14:14
Yabancı..



KLEOPATRA- MARCUS ANTONIUS

"Sesi, istediği her titreşimi çıkarıp, istediği her dili kullanabildiği çok telli bir müzik aleti gibiydi"... böyle diyor Romalı ünlü tarihçi Plutarkhos. Kimine göre, o erkek delisi bir kadındı. Kimine göre ise, beyninde her türlü entrikanın dolaştığı kötü ruhlu bir kadın. Romalı şair Horacius, Kleopatra'nın öldüğü gün "zafer flamalarının çıkartılıp, evlere asılmasını" önermişti. Üzerine filmler çevrilmiş, erkekleri tuzağına düşüren, entrikalar çeviren ve rakiplerini zehirle ortadan kaldırmayı hedefleyen, tutkulu ve hırslı bir kadın olarak seyirciye sunulmuştu.

Oysa gerçekte, VII. Kleopatra, yani son Mısır kraliçesi ve son firavun, gerek karakter bakımından gerekse fiziksel açıdan, hiç de anlatıldığı gibi bir insan değildi. Her şeyden önce kısa boyluydu. Vücudunun çok güzel olduğu söylenemezdi, ancak hatları düzgündü. Gözleri ve teni açık renkteydi. Üçgen bir yüz hattına, iri ve uzun bir burna, dar bir alna sahip... En tipik özelliği ise alt dudağı... Kalın ve etli alt dudağı, Ptolemaios Hanedanı'ndan geldiğinin en somut kanıtı...

Karakterine gelince... Kraliçenin saray entrikaları konusunda uzman olduğunu herkes kabul ediyor. Ancak unutmayalım ki, 18 yaşındayken kokuşmuş bir krallığın iplerini elinde tutuyordu. Üstelik, bütün bölgenin tek hakimi olan Romalılar'ın ağır baskısı altındaydı. Onlarla iyi geçinmek ve ülkesini onlara bırakmamak amacındaydı. Roma ile her zaman bir ittifak aradı. "güzel olmaktan çok, zeki ve kültürlüydü".. Kleopatra, tam 12 dili mükemmel derecede konuşuyordu.

"Nil'in Kraliçesi" adıyla tarihin en gizemli kadını Cleopatra daha 15 yaşındayken babasının ölümü üzerine tahta çıkmıştı.Geleneklere göre, erkek kardeşi Ptolemaios ile evlenmek zorundaki Kleopatra, en büyük kardeş olarak Mısır tahtına geçti.Kısacası o bir Mısır firavununun sevgili kızıydı. Ezilip boyun eğdirilmiş bir halkın öfkesine ve kendi soyunun ihanetlerine karşı savaştı. Her yanından saldıran düşmanlarına karşı tahtını korudu, sürgüne gitti, dünyanın en büyük aşklarından birini yaşadı ve düşmanlarına karşı paralı askerlerden oluşan bir ordu kurdu. Bütün bunları yirmi yaşına varmadan yaptı. O, Kleopatra'ydı.

Sezar'ın, Roma'nın en güçlü adamının aşkını kazandı ve ona hayatı boyunca sahip olduğu tek oğulu verdi. Fakat Sezar katledilince, cesur Marküs Antonius'u tanıdı. Antonius'la büyük aşkını yaşadı.

Milattan önce 41'de, Roma ordularının komutanı Antonius, Doğu eyaletlerinin idaresine atandıktan sonra Kleopatra'yı Mısır'ın altın ve buğday ihtiyacını görüşmek üzere Tarsus'a davet etti ve ikili birbirine aşık oldu.Burada başlayan aşk Romalı komutan Oktavius'un saldırısı nedeniyle hüzünle sonuçlanır.

Romalılar Kleopatra'nın yine bir komutanı kendisine aşık etmesine tahammül edemediler. Onların aşkını kabul etmediler. Aşıklar Oktavius'un ordularının önünden İskenderiye'ye kadar kaçtı. Burada ilk önce yakalanacağını anlayan Antonius sevgilisine veda ederek intihar etti. Ardından kölesinin getirdiği incir dolu sepette saklı zehirli yılanı göğsüne bastırarak Kleopatra intihar eder. Bu masalsı, trajik aşk pek çok filme ve edebiyat eserlerine konu olmuştur.

Liz Taylor ve Richard Burton da "Kleopatra" filminin setinde tanıştı. Birbirlerine delicesine aşık olunca eşlerinden ayrılıp evlendiler. 22 yıl boyuncu bir dargın, bir barışık yaşayan çift, 1984'te Burton'un zamansız ölümüyle ayrıldı. Ve Cleopatra- Antonius efsane aşkı onlarla yeni bir boyutta yeniden hayata geçti.

27-12-2006 14:15
Yabancı..



KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN İLE HÜRREM SULTAN

Ülkeler fatihi Kanuni Sultan Süleyman'ın gönlünü ı Hürrem Sultan fethetti. Muhteşem Süleyman' ın Hürrem Sultan'a aşkı sevgili karısının kolları ve gözyaşları arasında ölmesine kadar sürdü ve ondan sonra da devam etti. Aşk mı? Onların aşkı devlet erkinin üstünde bir aşktı.

Kanuni'nin hareminde beyleri ve Kırım hanları tarafından sunulmuş pek çok cariye vardı. Fakat Kanuni, Hürrem'i tanıdığı günden beri cazibesine kapılmış, ona aşık olmuştu.
Osmanlı'nın en güçlü kadınlarından Hürrem Sultan'ın Slav asıllı olduğu söylenir. Ukraynalılar ise Hürrem Sultan'ın Ukraynalı Roxelana olduğundan emin. İlk kez saraya, bir yabancı kadın, padişah eşi olarak Hürrem Sultan'la girmiştir.

Hürrem Sultan, Rus asıllı olan bu cariye Kanuni Sultan Süleyman'ın karısı olarak imparatorluk yönetimini etkilemiş, oğullarının taht mücadelesinde oynadığı rol, daha doğrusu oğlu 2'nci Selim'i tahta geçirme çabası ile Osmanlı döneminin en güçlü kadınlarından biri olmuştur. Kanuni'nin aşırı güven ve sevgisini kazanarak onun nikahlı eşi olduktan sonra belli bir plan dahilinde çalıştı, el altından çeşitli entrikalar uygulayarak on altıncı yüzyıl Osmanlı tarihini olumsuz yönde etkiledi. Kanuni'nin, Gülbahar Hatun'dan olan veliahtı Sultan Mustafa'yı ortadan kaldırmak için çeşitli entrikalar ile önce Gülbahar Hatun'u, ardından kırk yaşındaki veliaht Mustafa'yı boğdurttu. Devlet yönetimine de hakim olan Hürrem Sultan, İran savaşını destekledi. Ruslar ve Lehlerle barış içinde yaşanılmasını sağladı.

İstanbul'da bugün Haseki olarak anılan semtte yaptırdığı külliye ile adına külliye tesis edilen ilk padişah eşi olma özelliğine de sahiptir.
Osmanlının kudretli padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman 'ın ''Muhibbi Divanı''ndaki aşk şiirleri, onun yalnız güçlü bir devlet yöneticisi ve imparatorluk kurucusu olduğu kadar, gönül dünyasındaki zenginliğini anlatmaktadır. "Cihan Padişahı" aynı zamanda aşk şairidir. Çıktığı uzun seferler sırasında çok sevdiği Hürrem Sultan'a aşk şiirleriyle bezenmiş mektuplar göndemiştir.

N'ola baksam şem'i hüsnüne gönül pervaneveş
Dostum sen şem olacak âşıkım pervanedir.
Gülşen-i hüsnünde dil mürgün yine saydetmeye
Zülfünün ağında Muhibbî hâli anın divanedir.

Hürrem Sultan ise mektuplarına, "Hazret-i Sultanım" diye başlar ve "Yüz(ümü) yere koyup, kutsal ayağınızın bastığı toprağı öptükten sonra, benim devletimin güneşi ve sermayesi sultanım, eğer bu ayrılığın ateşine yanmış ciğeri kebap, göğsü harab, gözü yaş dolu, gecesini gündüzden ayırt edemeyen, özlem denizine düşmüş çaresiz aşkınız ile divane, Ferhat ile Mecnun'dan beter tutkun kölenizi sorarsanız, ne ki sultanımdan ayrıyım" diye dil döker, saraydan ve şehir ahalisinden yazmayı da ihmal etmez:

"Padişahım yine cariyenizi topraktan kaldırıp, tezkire gönderip, Mahmut Çelebi'den beş bin filori bağışlamışsınız. Bir günün için Allah'ın bin yardımı olsun. Şimdi benim sultanım, bu ne zahmet idi, kutsal bıyığınızın kılı bana beşbin filoriden değerlidir. O bağış bize canımızdan fazla minnettir. Benim sultanım, ondan sonra şehir etrafından sorarsanız, şimdilik hastalık vardır."

Hürrem Sultan'ın tarihte oynadığı rol, bu tatlı dil ile daha da anlaşılır hale geliyor.
Topkapı müzesi arşivindeki mektuplar da bu aşkın kanıtlarından bazılarıdır.



HÜRREM SULTAN DAN KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'A MEKTUP
Sultanım, Padişahım;

Yüzümü yere koyup, mutluluk sığınağı ayağınızın topraklarınızı öptükten sonra, benim devletimin güneşi ve saadetimin sermayesi sultanım, eğer bu ayrılık ateşine yanmış, ciğeri kebap, sinesi harap,gözleri yaş dolu, gecesi gündüzü belirsiz olan, hasret deryasına gark bi-çare, aşkınız ile müptela, Ferhat ile Mecnun'dan beter şeyda kölenizi sorarsanız; ne zamandır ki sultanımdan ayrıyım, bülbül gibi ah u feryadım dinlemeyip, ayrılığınızdan dolayı öyle bir halim var ki, Allah, kafir olan kullarına dair vermesin.

Benim devletim, benim sultanım, özellikle, bir buçuk ay olduğu halde sizden bir haber gelmemesi yüzünden, Allah biliyor ki , hiçbir şekilde rahatlık yüzü görmeyip, gece gündüz ağlayıp, kendi hayatımdan el çekip, cihan gözüme dar oldu. Ne yapacağımı bilmeden ağlayıp gözyaşları içinde gözüm kapıları gözlerken, ol ferdü rabbü'l alemin, aleme rahmet eden subhan-ı Yezdan, cümle aleme inayet nazarın edip, fetih haberi ve müjdeli haberlerini yetiştirdi. Ve bu haberi işitince Allah biliyor ki, benim padişahım, benim sultanım, ölmüş idim taze can buldum.

………Benim Sultanım, şehir hakkında soracak olursanız; şimdilik henüz hastalık devam etmektedir. Ancak önceki gibi değildir. İnşallah Sultanım gelince, Allah'ın inayetiyle de geçer gider. Azizlerimiz, hazan yaprağı dökülünce geçer derler.

Benim Sultanım, sık sık mübarek mektubunuzu gönderirsiniz diye, tazarru ve iltimas ederim. Zira ki, billah yalan değil, bir iki hafta geçip de ulak gelmezse alem gulguleye gelir. Türlü türlü sözler söylenir. Yoksa sadece kendi nefsim için istediğimi sanmayın.

Hürrem

27-12-2006 14:16
Yabancı..

of of

27-12-2006 14:17
Yabancı..



SALVADOR DALİ İLE GALA

SALVADOR DALİ 1904 'de Fiqueras'da doğdu. Sürrealismin en büyük ressamlarındadır. Ve dahi olarak tanınmıştır. Yaşamı da çılgınca geçmiştir. Bir hukukçu olan babası Salvador Dali Cusi serbest düşünceli bir adamdı. Annesinin üzerine aşırı düştüğü Salvador, çok sinirli bir çocuktu. On yaşındayken izlenimcileri, 14 yaşında 19. yy.'ın "debdebeciler" dediği akademik ressamlarını keşfetti. O sıralarda kendisi için "methiyeler" yazan çocukluk arkadaşı Federico Garcia Lorca en yakın arkadaşıydı.

Skandalı çok severdi.. Ona Salvador (İspanyolca El Salvodor = Kurtarıcı) adını vermişlerdi. Çünkü, Dali'ye göre resim sanatını "soyut resim, akademik gerçek üstücülük, dadacılık ve bütün öteki karmaşacılıkların yarattığı ölüm tehlikesinden kurtarması alnında yazıyordu. Katalanların yalnızca yiyebildikleri, dokunabildikleri, görebildikleri şeylerin varlığına inandıkları söylenir. Ne yediğimi biliyorum; ne yaptığımı bilmiyorum. Yiyecek içecekle ilgili bu tür sabuklamalar Dali'nin resimlerinde sürekli olarak karşımıza çıkar. Söz gelimi o ünlü eriyen saatler, erimekte olan Camambert peyniriyle ilgili bir düşten esinlenmiş akıp giden, giderken çevresindeki her şeyi de götüren zamana ilişkin metafizik birer imgedirler. Zamanın tüm moda akımlarını Dali'ye çocuk oyuncağı gibi geliyordu.
Salvador çalışmalarının çoğunu Paris'te sürdürdü ama Amerika, İngiltere ve memleketi İspanya'dan da hiç ayrılamadı. Herkesi yapıtlarıyla olduğu gibi, sıradışı kişiliğiyle de etkliyordu .

Dali'nin yaşamındaki dönüm noktasını oluşturan asıl olay, Gala'nın girmesiydi. Çocukluk düşlerinde canlandırıp adını gizemli bir önzesiyle "Galuchka" koyduğu, Ampurdanlı Kız gibi resimlerine konu yaptığı genç kadınların ete kemiğe bürünmesiydi Gala. Salvador Dali ile tanışıp sınırsız bir aşka sürüklenen Rus ressam Gala, severek evlendiği eşiyle çocuğunu bırakıp çılgın ressama koştu. Özgüvenli, becerikli, girişken, ne istediğini bilen kişiliğiyle, cazibesiyle ve fettanlıkla `çocuk-kadınlık` arasında salınan imgesiyle Gala Diakonova, Dali ile İspanya'da dini seromoniyle evlendi ve çılgınlıklarla dolu 50 yıl geçirdi Bu aşktan da hiçbir zaman pişmanlık duymadı.

İki çılgın aşık sanatlarıyla dünyaya kendilerini ve aşklarını kabul ettirmişlerdi. Londra'daki bir gerçeküstücü sergide konuşma yapan Dali dalgıç giysisiyle geldiği salonda boğulma tehlikesi geçirdi. 1938 'de Londra'ya gitti. Freud'u gördü ve birkaç portresini yaptı. 1940 'larda Gala ile birlikte Paris'e yerleştiler. 1948 'e kadar orada kaldılar

1982 'de Gala öldü. İlham perisi ölmüştü Dali'nin ve bunu kabul edemiyordu .
Dali bundan sonraki yaşamını Gala'ya armağan ettiği şatoda devam etti.Orada çalışıyor ve yaptığı her resmi ölmüş sevgilisine ithaf ediyordu. Şatodan hiç ayrılmadı. Dali 1984 'de odasında çıkan yangın sonucu ağır yaralandı.
Daha sonra Torre Galatea'ya, Gala ile yaptırdığı yazlık evine yerleşti ve yemek yemeyi reddederek 23 Ocak'ta orada öldü. Sevgili eşi Gala'ya kavuşmayı bekliyordu ve kendi isteğiyle onun yanına göçtü.

27-12-2006 14:18
Yabancı..

Kermitle Dengesizin Aşkını atlamışsınız arakdaşlar.. ellerinize sağlık

27-12-2006 14:24
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim