Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Geri

Çaresizken... Bu yazıyı arkadaşıma yolla
Bazen hiçbir şey gelmezdi elinden insanın. Sadece seyretmek zorunda kalırdı, düşünürken bile ona acı veren şeyleri. En zoru da buydu. Sadece izlemek. Bir tek kelime bile söyleyemeden, parmağını bile oynatamadan seyretmek. O acizlik altında bir evren kadar öfke birikir; öyle ki korku bile korkardı o an ondan. Ölüm yaklaşamazdı asla, ne de hüzün. Sadece o sahne… Gece gibi uzadıkça uzayan nefretin önünde varlığını sürdürürdü. Gözlerinde biriken birkaç damla gözyaşı ondan kopmak için çırpınırdı. İçindeki öfke büyüdükçe aklı uyuşur, titrerdi parmakları. Aklı öylesine uyuşurdu ki belki asırlarca orada kalırdı, bir adım bile ileri atmadan, bir saniyenin bile geçtiğinin farkına varmadan. İçindeki nefret tekrar acizliğin içinde eriyince, başlardı koşmaya. Öfkesinin azaldığının farkında değildi. Olamazdı da. Kim okyanustan bin damla suyun eksildiğini fark edebilirdi ki? O kadar azalmıştı nefreti işte. O bin damla aktı gözlerinden. Yanaklarını yakarcasına süzülüyordu aşağı. İçine sığmayan üzüntü taşıyordu gözlerinden. Bin damlayla… Bin evren feda ederdi bir dakika öncesine dönmek için. Ama kaderin bir planı vardı. Kimse onun önüne geçemezdi. Hem feda etmekten çekinmeyeceği yerlerde aynı onun gibi başkaları da vardı, acizliğinden olduğu yerde kalakalan. Eğer onlara da sorabilseydi kesinlikle onlar da feda ederdi onun bulunduğu yerle birlikte 999 evreni. İşte tanrı bu yüzden vardı. O dengelerdi hepsini. O olmasa sonsuzluğun sonsuzluktan farkı olan belirsizlik hakim olurdu yaşadığımız yere. O zaman da artık buraya yaşadığımız yer diyemezdik. Bir karadelik gibi birbirimizi yutan yaşamlarımızla baş başa kalırdık. Aynı ilk acizliğimiz gibi. O sahne değişmeden önümüzde. Gözümüzde bin damla yaşla…. Elimizde titreyen parmaklar ve kirlenmiş ruhumuzla. Önyargıların kurbanı beynimiz ve o çok bilmiş kafamızla kalakalırdık. Ama olmadı. Sadece koştu. Bin damla yaşı tutamadan yerlere dökerek koştu. Hala acizdi ve hala evren vardı. Önünde o sahne. Koştu. Ayakları acıyana dek. Ve önünde tanrıların bile dokunmaya kıyamadığı Forothbel, gördüğü en güzel gül, gül kırmızısı kanlar içinde yerdeydi. Güzel gözleri artık siyahtan başka bir renk görmüyordu. Bedeni ona saplanan kılıç kadar soğumuş, yüzü kar kadar beyazlamıştı. Çöktü Devilean dizlerinin üstüne. Elini hafifçe ileri doğru uzattı. Dokundu Forohtbel’in güzel yüzüne yavaşça. Sevdiği tek varlığın, gördüğü en güzel gülün, dikenlerini hissetmek için dokundu. Hiçbir şey olmadı. İsterdi ki yansın canı, kavrulsun eli, uyuşsun bedeni, kaybolsun zihni. Ama olmadı. Tek hissettiği ruhunun bedeninden sıyrılırken eline bulaşan ipeksi histi. Gitmek istemeyen ruhun zayıf çabasıydı, bu dünyada hala yaşayan Devilean’ın elini tutmaya çalışmak. Ama artık ölüm almıştı onu. Ölüm de Forothbel’i Devilean’ın sevdiği kadar seviyordu demek. Artık dayanamamıştı onun özlemine. Çekti onu bu dünyadan, kavuştu ona. Devilean güçsüzdü ölüm önünde. Çünkü biliyordu ki bir gün kendisini de alacaktı ölüm. Forotbeli sevdiği kadar sevmese de onu. Ama ölümü suçlamıyordu. Ona yardım eden bir başkasıydı. Ölümün aradığı bu güzel gülün yerini ölüme söyleyen, ustası Gapammen’di. Gapammen saplamıştı Forothbel’in bedenine kılıcı. Ve Devilean, elinden hiçbir şey gelmeden seyretmişti olanları. Sadece seyretmek… Ne acıydı. _Ömer Yolal

Şikayet et

Tarih: 14.07.2007 17:59 - Okuma Sayısı: 494 - Yazının Puanı: 0 - Yazar: Ömer Bu yazıyı arkadaşıma yolla

Gösterilen Yorumlar 0 - 0 / 0

Yorum ekle

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim