boşluk
   Cevap Ekle  
Toplam Cevap: 67
Forumlar >> Dinler, inançlar, mistisizm >> EY ORUÇ TUT BENİ boşluk
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
Kutudaki yazılı sayfaya git -->
Yazar EY ORUÇ TUT BENİ
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583




Bu mübarek ayda ne yapmalı?


ALI DEMIREL
Ramazan’ı dolu dolu yaşayabilmek adına bazı şeyleri yapmayı ihmal etmeyin. Dua, tesbihat, Kur’an okuma, kitap mütalaa etme ve teravih bu günlerde hep gündeminiz olsun.



Bu mübarek ay, Rabb’imize yakınlaşma adına kendine sığınacak olanları bir anne şefkatiyle semâvî kollarıyla sımsıkı sarıyor. Evlerde tatlı bir telaşe yaşanıyor. Annelerimiz, ablalarımız, yengelerimiz yoğun bir şekilde ramazan faaliyetlerine başladılar bile.
Bereketli iftar sofraları için yufkalar açılıyor, baklavalar hazırlanıyor, turşular kuruluyor, reçeller yapılıyor. Evlerin her köşesi silinip temizleniyor ve evler, Ramazan’ı en güzel şekilde yaşamak için hazır tutulmaya çalışılıyor. Bütün bunlar, ramazan süresince yapılan maddi hazırlıklar. Acaba manevi dünyamızı da Ramazan’a hazırlıyor muyuz?

Ramazan, Cenab-ı Hakk’ın nimet ve lütuflarının sağanak sağanak yağdığı zamanın en kıymetli dilimi. Acaba bu kutlu fırsatı yeterince değerlendirebiliyor muyuz? Allah, vicdanlarımızın uyanması, kalblerimizin ve duygularımızın coşması adına bu günleri bir fırsat olarak önümüze koyuyor. Peki bütün benliğimizle bu ufku yakalama ve ruh dünyamızı Ramazan’a hazırlama adına yapmamız gerekenler neler?

Tövbe ve istiğfarı çokça yapmalı: Evvela bu kutlu günler, öze dönme günleridir. Bu sebeple günahlarla kirlenmiş bedenimizi temizleyip özümüze dönme adına tövbe ve istiğfarda bulunmalıyız. Nasıl ki evlerimizi Ramazan’a hazırlarken temizliyoruz, aynen bunun gibi öncelikle gönül evimizi temizlemeliyiz. Bunun yolu da günahlarımızın affı adına tövbeleri kabul eden rahmeti sonsuz Rabb’imize yana yakıla tevbe etmekten geçiyor.

Kur’an okumalıyız: Rahat bir şekilde okuyabilmemiz için büyük boy bir Kur’an alarak, Ramazan’daki mukabelelere devam etmeliyiz. Mukabelelere devam edemiyorsak, kendimiz Kur’an okumayı günde bir sayfa bile olsa alışkanlık haline getirebiliriz. Efendimiz’in (sas) ifadesiyle az da olsa devamlı olarak Kur’an’dan günlük belirli bir sayfa takip edebilir ve arkasından da okunan sayfanın anlaşılması adına mealini/tefsirini okuyabiliriz.

Kitap okuyabiliriz: Gönül dünyamızı Ramazan’ın eşsiz manevi atmosferiyle senkronize etme adına dinî, tasavvufî ve ahlakî eserleri okuyabiliriz. Bu eserler, Efendimiz (sas), sahabe-i kiram veya diğer İslam büyüklerinin hayatlarını anlatan eserler olabileceği gibi, iman ve ümit tüten kitaplar da olabilir. Günün belirli bir saatinde ailemizi de yanımıza alarak hem onlara hem de kendimize bu eserlerden pasajlar okuyabiliriz.

Tesbihatımızı sesli yapabiliriz: Namazlardan sonra yaptığımız tesbihatı ve cevşenleri sesli olarak okuyabiliriz. Bu şekilde bir okuma, maneviyat dünyamızda kıvılcımlar oluşturacak ve bizi coşturacaktır.

Teheccüd namazı kılabiliriz: Sahur için kalktığımız gecelerde saati yarım saat daha önceye kurarak gecemizi nurlandırma adına teheccüd namazı kılabiliriz. Gecenin zifiri karanlığı içinde yapılan secdeler ve bu secdeleri süsleyen iki damla gözyaşı Rabb’imize yakınlaşma adına bize ayrı bir buud kazandıracaktır. Bu şekildeki bir uygulamayı Ramazan’dan sonra da devam ettirebiliriz.

Dua, en önemli sığınağımız: Dua bizim en önemli sığınağımızdır. Rabb’imiz “Dua edin kabul edeyim.” (Mü’min, 40/60) buyurarak bizleri duaya teşvik ederken, “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var” (Furkan, 25/77) buyurarak, duanın bizim için ne kadar önemli olduğunu bildiriyor. Maddi-manevi her yönden oldukça bunaldığımız ve duaya çok muhtaç olduğumuz şu günlerde, Allah, kapısına gelip kulluğunu ilan eden ve kendisine el açıp yalvaranları huzurundan boş çevirmeyecek ve maddi-manevi sıkıntılarımızın gitmesi adına önümüze yeni yeni fırsatlar koyacaktır.


03-09-2008 23:15 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Dengi olmayan ibadet



Bir hadis-i kudsî’de Allahu Teâlâ Hazretleri “Oruç sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım.” buyuruyor.



Hayatta bazı şeyler vardır ki onların yerini başka hiçbir şey dolduramaz. İbadetler arasında orucun böyle bir özelliği vardır. Allah uğrunda yapılan her işin mutlaka bir sevabı vardır ve onun karşılıksız kalması düşünülemez. Orucun sevap yönüyle âdeta dengi yoktur. Ebû Umâme (ra) şöyle diyor: “Rasûlullah’a, yapmam gerekli bir amel söylemesini istedim. O da: “Oruç tut. Zira onun dengi yoktur.” ben yine tekrar ederek aynı şeyi sordum: O, “Oruç tut. Zira onun dengi yoktur.” ben üçüncü kez yine sordum. O, aynen “Oruç tut. Zira onun dengi yoktur” buyurdular. Orucun eşsiz bir ibadet olduğunu yine Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve selem) bir başka beyanından öğreniyoruz: Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Âdemoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk’ın bu husustaki sünneti şudur Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teala Hazretleri (bir hadis-i kutside) şöyle buyurmuştur: “Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti.” İbadetlerin gerçek anlamını bulması, onların ihlâsla yapılması ile doğru orantılıdır. İhlâsın bu manadaki tam karşıtı ise riyadır. İşte orucun gösterişten ve riyadan uzak bir ibadet olması, ona bu değeri katmıştır. İnsanların görmeyeceği bir yerde orucumuzu bozabilir, oruçluymuş gibi davranabiliriz. Ancak Rabb’imize verdiğimiz söz, buna engeldir. Bu durum ibadetimizi sadece ve sadece Allah rızası için yaptığımızın en büyük delilidir.

03-09-2008 23:16 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Bir yenilenme ayıdır ramazan


MUSTAFA ÖZÇELIK*
Bütün zamanlar kutludur. Bu konuda gerekli bilinç taşındığında her ayın, her günün, her dakikanın, her saniyenin kudret diliyle iletişim noktasında bize nice imkânlar sunduğu aşikârdır.




Ama Ramazan, hepsinin ötesinde Kur’an ve oruç ayı olması sebebiyle biz kullar için daha özel fırsatlarla dolu bir aydır.

Ramazan ayının her şeyden önce, insanı her bakımdan değişime uğratan, ona yeni anlayış ve kavrayış imkânları sunan, davranış değişikliklerine yol açan dolayısıyla insanın hayatını buna göre şekillendiren bir gücü vardır. Dolayısıyla ramazan ayı öncelikle bir yenilenme, arınma ayı olarak anlaşılmalıdır. Bu ayda tutulması emredilen oruç, sözünü ettiğimiz bu ruhi yenilenmenin, arınmanın en önemli imkânıdır. Yıl boyunca rutinleşen hayatımız, bu ayda oruçla birlikte birdenbire farklı bir zenginliği, ruhaniyeti, bereketi yaşadığımız, içsel arınmayı, kendimizle hesaplaşmayı gerekli gördüğümüz imkânları beraberinde getirir.

Ramazan’da sofralarımız gibi kalbimiz de bereketlenir. Kul ile Yaratıcı arasındaki bağlılık daha özel ve içtenlikli bir hale bürünür. Yakın ve uzak çevremizdeki insanlarla paylaşmayı öğreniriz. Dünyada kendimizin dışında olan insanların farkına varırız. Denilebilir ki bir ailede topluca gerçekleştirilen en önemli ibadet oruçtur. Orucun herkesi kendi çekim alanına sürüklediği bu ay, bir taraftan da aile içi fertlerin ortak bir duygu ve yaşayış etrafında birleşmeleri için çok önemli bir olaydır.

Yine bir zeytinin, bir yudum suyun, sağlığın ne büyük bir nimet olduğunu çok canlı olarak insan ancak bu ayda görüp anlayabilir. Böylece gaflet tuzaklarından emin olmanın, verilen nimetlere şükretmenin şuuru kalbimizi canlandırır. Bin geceden daha hayırlı kabul edilen Kadir Gecesi bu aydadır. Ramazan, ayrıca Kur’an ayıdır. Kur’an-ı Kerim bu ayda indirilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla insanlık Kur’an’la bu ayda yeniden tanışır. Mukabeleler, her eve bir melek ordusu indirir. Hz. Peygamber, sanki daha bir yakınımızda hissedilir. Camiler, bu ayda daha bir şenlenir. Genç yaşlı, kadın-erkek camileri doldurur. Camiler cemaatiyle buluşmanın sevinciyle ışıl ışıldır. Hele çocuklar camilerin sevinç kuşlarıdır adeta... ramazan sevinci belki de en çok, çocuk yüzlerinde görülür. Mahyalar, ramazan coşkusunu şehre taşır. Çarşı pazar canlanır. Bereket yağar dört bir yandan. Ramazan, Peygamberimiz’le gelen oruç armağanı ayı olduğu için O’nu tanımak adına gayretlerimiz daha çok artar. O kutlu önderin sabır, direniş ve mücadele derslerini öğreniriz. Böylece bu ay bütün zenginlikleriyle adeta bir şölene dönüşür. Bu şölende herkes gayreti ve nasibi ölçüsünde istifade eder ve yeni bir yıla arınmış bir gönülle, yeni heyecanlarla başlar.



03-09-2008 23:17 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Herkesin nasibi kendi tabağında


ŞEMSINUR ÖZDEMIR
Oruç, çalışmanızı nasıl etkiliyor?


Oruç beni sakinleştiriyor. Gündelik hayatla arama mesafe giriyor ve daha makul, daha sakin biri oluyorum. Kendinizi bir tek şeye verme konusunda oruç tutmak size ayrıca güç veriyor. Yaratılışın, insan olmanın, iç seslerin, nesnelerin özüne daha bir yaklaşıyorsunuz.




Leyla İpekçi - Yazar
Ramazan'a özel âdetleriniz var mı?
Daha içime kapanıyorum. Her gün aynı şeyleri, aynı saatte yapmaya özen gösteriyorum. Keşke bu düzeni yılın diğer dönemlerinde de uygulayabilsem. Çünkü iftardan sahura kurduğunuz yaşantı ile sahurdan iftara dek yaşadıklarınız birbirinin epey zıddı da olsa, bütünlüklü bir var oluş sunuyor size ramazan ayı. Vaktin farkına varıyorsunuz. Döngüsel bir zamanın kuşatıcılığını algılıyor, içinden daha derin bir bilişle geçmeye başlıyorsunuz. Sanki zaman içinde bir başka zamana kavuşuyorsunuz. Kurulmuş bir sofrada vaktin girişini hep beraber beklerken, hepimizin nasibinin kendi tabağında olduğunu daha iyi anlıyorum. Bir şey daha var. İnsanlar tokken değil, açken anlar dayanışmanın kıymetini. Bizi bir başkasına götüren yollar, iftarı beklerken daha da kısalıyor, hatta çoğu defa hiç ummadığınız kişilerle bile yolunuz kesişebiliyor. O'nun rahmetinin her şeyi kuşatmasının ne kadar sonsuz bir tasavvur olduğunu hissediyorsunuz.

Oruç ruh dünyanızı nasıl değiştiriyor?

Her türlü nefs ayartıcı, nefs şişiren, kışkırtan, yoldan çıkaran şeyle arama bir perde iniyor. Daha doğrusu, nefsimin kontrolü hiç olmadığı kadar elimde oluyor sanki. Çok daha berrak bir zihne kavuşuyorum. En yoğun, en yalın ve derinlikli yazılarımı oruç tutarken yazdığımı söyleyebilirim. Dünyanın ve kâinatın görünmez bağlantılarına yaklaştığımı hissediyorum. Yaşamın kenarda köşede kalmış ne kadar detayı varsa, görebiliyorum, duyumsayabiliyorum. Sanki canıma can katılmış gibi. Aldığım her nefesin hakkını vermeye çalışmak gibi bir şükran duygusuyla kaplanıyor her yanım. Hamd ediyorum.

Ramazan insana bakışınızı etkiliyor mu?

Dualarım daha kesintisiz oluyor. Dua ettikçe yakınlaşıyorum, yakınlaştıkça kırgınlıklar azalıyor, affedici oluyorum. Kendimiz için istediklerimizi başkaları için de istemenin doyumuna ulaştıkça, var oluş hakikatimizin idraki biraz daha kolaylaşıyor.


03-09-2008 23:17 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Şeytanlar nasıl zincire vurulur?


SÜLEYMAN SARGIN
Ramazan ayı mü’minin ruh dünyasında şeytanların zincire vurulduğu mübarek bir zaman dilimidir. Bu ayda kötüye ve kötülüklere yer yoktur.



Peygamber Efendimiz, “Ramazan ayı girince Cennet kapıları açılır, Cehennem’in kapıları kapanır ve merede-i şeyâtîn zincire vurulur.” buyurmuştur. “Merede”, inatçılar, direnenler, saldırganlar demektir. Bu ifadeyle, şeytanların en azgınları, ipe-sapa gelmezleri, gözü dönmüşleri kastedilmektedir. Bununla beraber, Ramazan-ı Şerif’te de hatalar işlendiği, günahlara girildiği ve büyük yanlışlıklar yapıldığı bir gerçektir. Fakat bu Kur’an ayında mü’minlerin elde ettiği büyük kâr düşünüldüğünde ve şeytanın buna razı olmayacağı, adeta hırsından deliye döneceği ve insanları günahlara çekmek için bütün hilelerini kullanacağı göz önünde bulundurulduğunda hakikaten merede-i şeyâtînin elinin-kolunun bağlanmış olduğu anlaşılacaktır. Ramazan’da yapılan ibadetler çok önemlidir. Allah Teâlâ, oruç sevabını bizzat takdir etmiş ve onu öbür âlemde bir sürpriz olarak verme vaadinde bulunmuştur. Bu sürpriz mükâfâtın en önemli vesilesine de, “Çünkü, oruç tutan kulum, yemesini-içmesini Benim için terk ediyor.” sözüyle işaret buyurmuştur.

Bu kutlu zaman diliminde mü’minler oruç ibadetiyle beraber, teravih namazı da kılarlar. Ramazan’ı tam bir Kur’an ayı olarak değerlendirir ve bol bol Kur’an okurlar. Aynı zamanda, gönülleri açılır, semahatle ve engin bir cömertlikle coşarlar; hayır ve hasenât hesabına bütün fırsatları değerlendirirler. Dahası, bazıları, ramazan ayının son on gününde itikafa girer ve kendilerini bütün bütün ibadete verirler.

İşte, böyle bir hayır yarışı karşısında şeytanın çileden çıkması onun tabiatının gereğidir. Zira o, insanoğluna düşmanlığını ifade ederken, “Zâtına kasem olsun, hepsini şirâzeden çıkaracağım!” demiş ve sürekli, ayakları kaydırma yolları arayıp durmuştur. Öyleyse, Ramazan’ın bereketi çıldırtır şeytanı ve şeytanlaşan bir kısım habis ruhları. Bu büyük sevapları insanların ellerinden alabilmek için, onlar arasında çok hır-gür çıkarma hırsıyla kıvrandırır insî-cinnî şeytanları.

Ne ki, görüldüğü gibi, insanlar bu huzur ikliminde büyük ölçüde Ramazanlaşıyor; daha dikkatli ve ahirete açık yaşıyorlar. Allah’ın izni ve inayetiyle Ramazan’ı sükûnet içinde geçiriyor ve günahlardan biraz daha uzak kalıyorlar. Demek ki, merede-i şeyâtîn diyebileceğimiz o azgınlar gerçekten zincire vuruluyor. Bazı insî ve cinnî şeytanlar heva ve heves gibi yardımcıları vasıtasıyla tahribatlarına devam etmeye çalışsalar da, Cenâb-ı Hak, azgın şeytanların önünü tıkıyor ve onlara faaliyet izni vermiyor.


03-09-2008 23:18 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Samanyolu Yıldızları, Allah’ın isimlerini şarkılarla öğretiyor


MEVLÜT KARABULUT
Samanyolu Yıldızları adıyla 7 öğrenciden oluşan çocuk şarkıcılar, Allah’ın isimlerini anlamlarıyla birlikte büyük küçük herkese öğretiyor. Minik yıldızlar, çıkardıkları albümle dinleyenlerin beğenisini topluyor.



Çocuklardan oluşan Samanyolu Yıldızları’nda 7 öğrenci bulunuyor. Aynı zamanda albümün ismi de olan Samanyolu Yıldızları, farklı tarzlarıyla dikkat çekiyor. Nil Prodüksiyon’dan çıkan albümdeki ‘Esma’ adlı parça, dinleyenlerin Allah’ın 12 ismini anlamlarıyla birlikte öğrenmesini sağlıyor. Albüm, çıktığı beş ay içinde 40 bin satış rakamına ulaştı. Samanyolu Yıldızları’nın kurucusu olan Anadolu Özel Okullar ve Samanyolu Eğitim Kurumları Müzik Koordinatörü Metin Haboğlu, çoğu kişinin Allah’ın isimlerini anlamlarıyla birlikte tam olarak bilemediğini, bu sayede onlara Allah’ın güzel isimlerini öğretmeyi amaçladıklarını ifade ediyor.

Değerlere vurgu yapan parçaların yanı sıra albümde türkü tarzında şarkılar da bulunuyor. Samanyolu Yıldızları, kadrosunu genişletmeyi de hedefliyor. En az 50 kişiden oluşturulacak olan kadroda, koronun yanı sıra gene çocukların bulunacağı bir orkestra düşünülüyor. Koronun önümüzdeki yıla kadar kurulması planlanıyor. Bunun için kendilerine uluslararası alanda kabul görmüş Bosna Çocuk İlahi Grubu’nu örnek alan Samanyolu Yıldızları’nın şarkıları ve müzikleri ise farklı tarzda olacak. Türk kültürüne ait izler taşıyacak parçaların yanı sıra Batı müziğine ait şarkılar da diğer albümlerde yer bulacak. Şarkılar, Türkçenin yanı sıra İngilizce, Fransızca ve Arapça olarak da seslendirecek.


03-09-2008 23:19 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Ramazan’da insanlar arasında başlayan güzel ilişkiler devam etmeli


ŞEMSINUR ÖZDEMIR
Tekirdağ'da eşiyle birlikte yaşayan 77 yaşındaki sinema sanatçısı Nevin Aypar, Allah nasip ettiği sürece oruçlarını tutacağını söylüyor. Aypar'ın eşi kalp hastası, kendisi de 5 sene önce ses tellerinden felç geçirmiş. Hayata her zaman güzel yönlerinden bakmaya çalışan Aypar, yaşadığı çevre içinde huzurlu ve mutlu olduğunu söylüyor.



İlk orucunuzu hatırlıyor musunuz?

Genç yaştan beri dinime düşkün bir insanım. Çocukluğumuzdan büyük annelerimizden kalan bir sevgim vardı. İlk orucumu 12-13 yaşlarımda tuttum. Tam gün tutamadığımı hatırlıyorum.

Oruç tutmak, çalışmanızı nasıl etkiliyordu?

Hiç etkilemedi. Sahurda yiyoruz nasılsa sabah kahvaltısı olarak kabul edin. Öğlen yemeğini de sağa sola koştururken yiyemediğinizi farz edin. İnsanın aklına bile gelmiyor yemek yemek. Allah kabul ederse oruçlarımı tutuyorum. Şeker hastasıyım, bakalım ne kadar nasip edecek.

Ramazan’ı nasıl yaşıyorsunuz?

Bol bol kitap okuyoruz. Hatim indirmeye başladım. Şu anda eşimle birlikte Tekirdağ’da yaşıyorum. Buradan İstanbul’a ziyaretlere gidemiyorum; ama eskiden Eyüp Sultan’a, Oruç Baba’ya, Kadıköy’deki büyük zatların ziyaretlerine giderdim; Merkez Efendi’yi dolaşırdım. Ama burada da çok güzel bir grubumuz var. Birbirimize ziyarete gidiyoruz. Her gün kapımı çalıyor, arayıp soruyorlar bizi. Yalnız bırakmıyorlar. “Ne lazım, ekmeğin var mı?” diye soruyor mesela. Var, desem bile elleri kolları dolu dolu geliyorlar yanımıza. İftara davet ediyorlar. Bu güzellikler bizim dinimizden, bu insanların Allah yolunda olmasından kaynaklanıyor. Bu açıdan huzurlu ve mutluyum.

Oruç tutmak, ruh dünyanızı nasıl değiştiriyor?

13 sene evvel hacca, 5 sene önce de umreye gittim. Hacca gidip döndükten sonra dünyaya bakış açım değişti. Dine bağlı olmak o kadar güzel bir şey ki, insanın ruhu temizleniyor. Etrafa karşı daha olumlu bakabiliyorsunuz. Bütün iyilikler Allah’a inançtan kaynaklanıyor. Allah herkesi o yola çevirsin, herkese en kısa zamanda böyle güzel duygular yaşatsın. ben herkese karşı o kadar iyiyim ki, kötülük düşünemiyorum. O yüzden de etrafımda sevilen bir insan olarak tanınıyorum. Bu da bana mutluluk veriyor. Kötülükten hiçbir şey gelmez.

“Nerede o eski Ramazanlar”, diyor musunuz?

Evet, diyorum çünkü eskiden bambaşkaydı. Belki insanlarda daha fazla inanç vardı. O inançtan dolayı Ramazanlarımız daha güzel, daha zevkli, olumlu geçiyordu. Eski neşe yok, ama bundan sonra daha iyi olacağına da inanıyorum; çünkü bazı şeylerin olumlu manada değişmeye başladığını görüyorum. Yavaş yavaş iyiye doğru bir yöneliş var.

Ramazan’dan sonra hiç değişmese dediğiniz şeyler var mı?

Ramazan’da sosyal hayatta çok güzel alışkanlıklar oluşuyor; ama bu sonra da sürmeli. Herkes küçüğünü büyüğünü sevmeli, saymalı. Birbirine selam vermeli. Komşuluk ilişkileri devam etmeli. İnsanlar dünyaya hep olumlu bakmalı. Kötülükten hiçbir şey gelmez. Burada yaptığımız iyilikleri götüreceğiz öbür dünyaya. Dostlarımın, sevenlerimin, bütün Türk halkının ve dindaşlarımın hepsinin aynı şekilde olumlu olmalarını istiyorum.




03-09-2008 23:20 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Nefislerimiz de aslında birer sinsi Hannibal!


MUSTAFA AYDIN
Ramazan’ın kutlu atmosferinde açlıkla terbiyeye çalıştığımız ‘nefis’lerimizin de, aslında ‘insan eti’nden hoşlanan sinsi birer Hannibal olduğunu hiç düşünmüş müydünüz?






Türkiye’yi dehşete düşüren Ankaralı katilin insan etini nasıl yediğiyle ilgili anlattıkları milyonlarca insanın midesini bulandırdı, psikolojisini bozdu. Çoğu insan konuyla ilgili haberlerin devamını getiremeyip ya sayfayı çevirdi, ya da kanal değiştirdi. Herkes bu kişinin ne kadar iğrenç, ne kadar tiksinti duyulacak bir iş yaptığında hemfikirdi ve yine herkes “şükürler olsun böyle şeyler”den uzak olduğu için memnundu. Ancak, böylesine iğrendirici bir fiili işlemek için illa da birini öldürmek gerekmiyor ve yine böylesine iğrendirici bir fiilden aslında hiçbirimiz çok da fazla uzak sayılmayız. Aslında dikkat edersek hepimizin iç dünyamızın bir bölümünde sinsi sinsi bakınan “nefis” adlı “Hannibal*”lar beslediğimizi görmek hiç de zor olmayacak. Kendi “Hannibal”larımızı beslememize sebep olan fiil ise neredeyse her gün çeşitli ortamlarda kendimizi sakınamadığımız “gıybet” günahı.

Cenab-ı Hak, Hucurat Sûresi 12’nci ayette “Bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmak” demek olan gıybeti öyle bir tarif ediyor ki, tüylerimizin diken diken olmaması mümkün değil: “Ey iman edenler! Bazınız, bazınızı gıybet etmesin! Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi! İşte bundan nasıl da iğrendiniz! Artık Allah’tan korkunuz!”

Gıybet, ayetten de anlaşıldığı gibi en büyük günahlar arasında yer alıyor. Peygamberimiz (sas) bir gün ashabına gıybeti sordu. Halbuki sahabiler gıybetin ne olduğunu az çok bilirlerdi; ama onların cevabı tam bir teslimiyetle, “Allah ve O’nun resulü daha iyi bilir!” şeklinde oldu. Efendimiz izah etti: “Gıybet, kardeşini, onun hoşlanmadığı bir sıfat ile anmandır.”. Ashab “Kardeşimde söylediğim sıfat bulunuyorsa?” diye sorunca Efendimiz, “Söylediğin sıfat eğer kardeşinde bulunuyorsa gıybet etmiş olursun, bulunmuyorsa iftira etmiş olursun!” buyurarak hepimizin hâlâ karıştırdığı konuyu izah buyurdu.

Şöyle bir baktığımızda, gıybetin en yıkıcı günahlardan biri olduğunu çevremizden de görebiliriz. Dargınlıklar, boşanmalar, düşmanlıklar, iftiralar, intiharlar ve birçok cinayetin sebebi gıybettir. sevgi ve dostlukları ortadan kaldıran gıybet, aynı zamanda toplumsal ve bireysel manevî bir hastalıktır. Bu bakımdan, Müslüman, dedikodu etmek, ötekini berikini çekiştirmek suretiyle ahlakını bozmaz. Bu konuda Kur’an bize şu öğütte bulunuyor: “Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalpten her biri bundan sorumludur.” (Kur’an, İsra/36)

Bir gün Peygamber Efendimiz’e (sas) bir sahabi geldi. Boyu kısaydı, geri dönerken Hz. Ayşe validemiz onun boyunun kısa olduğunu ima etti. Peygamberimiz (sas) “Tükür ya Aişe!” dedi. Aişe (r.anha) validemiz tükürdü ve bir et parçası ağzından düştü. O an koskoca ümmete vekaleten imtihan olunan Aişe validemiz, “Ama ben olan bir şeyi söyledim!” deyince Efendimiz (sas), “Olanı söylemek gıybettir zaten. Olmayanı söyleseydin iftira olurdu.” buyurdu.

*”Hannibal Lecter”, ünlü oyuncu Anthony Hopkins’in “Kuzuların Sessizliği” filminde canlandırdığı kurbanlarını yiyen bir seri katilin adı.


03-09-2008 23:21 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

cok uzeldı allah razı olsunn. felc ettın be bızı sanırım uzun sure bıseyler okumayacammm. bı doktoroda gıdıp dınlendırıcı gozluk almam gerekecekk

03-09-2008 23:21 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583




İftar vaktinin feyzini çok yemekle harcamayalım



Ramazan, Cenabı Allah’ın rahmetinin üzerimize sağanak yağmurlar gibi aktığı, her anı kıymetli ve hiçbir şekilde boş işlerle geçirilmemesi gereken kutlu bir zaman dilimidir. Bu ayda oruçlu kişinin dünya hayatına dair yaptığı gündelik meşguliyetler bile niyetine göre ibadet sayılır.



Kul ile Rabbi arasındaki bütün perdelerin kalktığı iftar vakitleri dua ve rahmet deryalarından istifade etmek için en güzel zamanlardır. Sahur da aynı şekilde gecenin koyu karanlığında Rabbi ile baş başa kalıp gözyaşı dökme halini arz etme fırsatıdır. Af ve mağfireti sonsuz olan Erhamürrahimin’in ‘Yok mu tövbe eden, tövbelerini kabul edeyim?’ diye dünya ehline nida ettiği bu vakitleri, orucun sadece yeme-içme ile ilgili telaşları arasında geçirmek ise ne büyük kayıptır.

Ramazan’da yemek yapmayı, yemeyi ve yedirmeyi bile ibadet sayan bir geleneğimiz var. Misafirlerimizi en mükellef sofralarda ağırlamak, çeşit çeşit yiyeceğin zenginleştirdiği masalara buyur etmek ve elbette dualarını almak istiyoruz. Bu arada iftariyelikleri, çorbayı, ana yemeği, pilavı, sarmayı, böreği, şerbeti, tatlısıyla ikram ettiğimiz her şeyi silip süpürmelerini bekliyoruz. İftardan önce üç cümlelik televizyon duasına ‘amin’ demiş oluyoruz elbette. Oysa, iftar vakti sofra hengâmesinde kaybedilmeyecek kadar değerlidir.

Edebiyatçı-yazar Belkıs İbrahimhakkıoğlu iftarı tarif ederken, “Allah’ın nurunu doğrudan müminin kalbine indirdiği bir vakittir.” diyor. Allah’ın kullarına rahmet nazarını çevirdiği ve perdeleri kaldırdığı, herkesi kuşatan bir zaman dilimi olan iftarın Cenabı Hakk’a ait olduğuna örnek olarak, en çok kızdığımız, kırıldığımız insanlara karşı bile kalbimizin yumuşamasını gösteriyor. İbrahimhakkıoğlu, “Bunların idrakine varıp ziyan etmemek, daha çok feyizlenmek, bereketlendirmek, çoğaltmak lazım. Bu derunilikle olur. Böyle günler, geceler dünyevileştirmeye gelmez. İçe dönük olmak, ibadet, tefekkür yoğunluklu yaşamak lazım. Onun için, iftar yemeklerinin abartılmaması gerekir.” diye konuşuyor.

Elbette nimet Allah’ın ve ramazan ayının kendi içinde maddi ve manevi bereketi vardır. Ancak, israf haramdır ve vücudun ihtiyacı olandan fazlasını yemenin de israf olduğunu unutmamamız gerekir. Hem mütevazı bir sofrada yapılan iftarın lezzeti ile mideyi tıka basa doldurarak kalkılan sofra arasında dağlar kadar fark vardır. Ayrıca, az bir yemekle orucu açıp şükrettikten sonra kılınan akşam namazının ruh hali ile tıka basa dolmuş midenin sevk ettiği rehavetle namaza durmak arasında da kıyas mümkün değildir. “Şükrünü bilen mide az yemiş midedir. Çok dolan mide şükrünü bilmiyor demektir.” diyor, Belkıs İbrahimhakkıoğlu.

Bu arada iftar davetlerini gösterişe dönüştürmemek için de dikkatli olmak gerek. Müslüman’a sadeliğin yakıştığını söyleyen İbrahimhakkıoğlu, müminlerin bu dünyadaki tek modelinin Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) olduğunu hatırlatıyor. O bizim modelimizse hayatına bir dönüp bakalım. Acaba O’nun çok malı, mülkü olsaydı -yoktu zaten ama olsaydı- ne yapardı? O, elinde bir şey kalmasına izin vermiyor, eline geçeni ihtiyacı olana dağıtıyordu. Biz de sade bir sofrada iftar yapıp elimizde kalanı ihtiyaç sahiplerine ulaştıralım. Soframızda her şeyin olması gerekmiyor. Bir kâse çorbayla da şükretmesini bilelim.

Bizi vaktin ruhundan uzaklaştıran hal, tavır ve sözleri terk edersek Ramazan’ın manevi güzelliklerinden istifade edebiliriz. Birbirimizi dünyevi meşgalelere çekmek yerine manevi hallerimizi bereketlendiren ortamlar oluşturmaya çalışalım. Günlük ahvalden, havadan, sudan konuşmaları her zaman yapıyoruz zaten. Bari Ramazan’da sözlerimiz vakti ziyan etmeme gayreti, Allah’ın nimetlerini, lütuf ve ihsanlarını tefekkür ve şükür üzerine olabilsin. Şükrün sadece dil ile olamayacağını ifade eden Belkıs İbrahimhakkıoğlu,“Ramazan’da rahmet sanki Cenab-ı Hakk’ın katından dünyamıza, ta damarlarımızın içine yürüyor.” diyor.



03-09-2008 23:21 | cevapla | Şikayet Et!

Konuya cevap verebilmek için üye olmanız gerekiyor.. Buraya tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..

Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
Duslersokagi.com. iletisim: bilgi [ @ ] duslersokagi [ nokta ] com