boşluk
   Cevap Ekle  
Toplam Cevap: 67
Forumlar >> Dinler, inançlar, mistisizm >> EY ORUÇ TUT BENİ boşluk
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
Kutudaki yazılı sayfaya git -->
Yazar EY ORUÇ TUT BENİ
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583
[AY]par[ÇA]sı demiş ki;

şeyyy amac sıse satasmaktı efendım



sataştın ya işte mutlumusun şimdi

03-09-2008 23:00 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Ramazan Müslümanlığı değil...


AHMED ŞAHİN
Bir hadis- şerif, bizlere ramazan sonrasını düşündürmektedir. Meâli şöyledir:- Allah için yapılan işlerin en makbulü, devamlı olanıdır. İsterse o devamlı iş az olsun.




Diyelim ki, bir insan ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, elinden tesbihini, başından takkesini düşürmeyen biri hâline gelmiş; ama bu titizlik ve dikkat, sadece ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan’dan sonra tesbihler, seccadeler sandığa, dinî titizlikler gelecek Ramazan’a bırakılmış... İşte bu, Allah yanında makbul olan titizlik değildir. Allah’ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, akıl gibi sayısız nimetleri nasıl sadece ramazan ayına inhisar etmiyor, ömür boyu devam ediyorsa, Rabb’in emirlerine olan bağlılığımız da ramazan ayına inhisar etmemeli, ömür boyu devam etmeli, son nefese kadar sürmelidir. Öylesine devam edip sürmeli ki, dinî mükellefiyetlerimiz bizde hava, su gibi ihtiyaç haline gelmiş olmalıdır. Nasıl insan havasız, susuz yaşayamazsa biz de dinî mükellefiyetlerimizi yerine getirmeden yaşayamaz hâle gelmeliyiz.
Nitekim geçtiğimiz yıllarda Ramazan’da bir yakınımı ziyarete gitmiştim. Maruz kaldığı hastalıktan dolayı orucunu yemek mecburiyetinde kalmıştı. Ama nasıl bir yemek bu? Diyordu ki:

- ramazan günü evimde mecburen su içerken adetâ ürperiyor, kendimi itham ediyorum. İçimde kavga, dövüş başlıyor. “Sen nasıl Müslümansın? Herkes oruç tutarken şu mübarek günde sana oruç yemek yakışır mı?” gibilerden sesler geliyor adeta kulağıma. Demek ki bu kardeşimizde İslâmî hayat hava, su gibi ihtiyaç hâline gelmiş. Bu hayatın dışına çıkarsa mazereti bile olsa içinden ikaz sesleri duyuyor, vicdan azabı çekiyor.

Nitekim bir büyüğümüzün hastalığına rağmen oruç tutmakta nasıl bir ısrarın sahibi olduğunu STV’de gördük. İftar saatine doğru iyice halsizleşiyor, hatta kendinden geçiyor, sadece dudaklarında okumaya çalıştığı duaları fısıldayacak kadar bir takat görülüyor, adeta hayat memat sınırında bulunuyor. Bir adım ötesi öbür âlemdir. Bunda hiç şüphe yoktur. Kendisine doktorlar orucunu tutmaması gerektiğini söylüyorlar, hatta tutarsa ölebileceğini dahi ima ediyorlar. Onun cevabına bakın lütfen:

- ben orucumu yersem işte o zaman ölürüm! diyor, orucunu yiyerek ölmektense tutarak ölmeyi tercih edeceğini ifade etmiş oluyor. Adeta dini hayatın içinde yaşayabilirim, bu hayatın mazeretle de olsa dışında olmak benim için mümkün değildir, örneğini veriyor.

Nitekim Yermük Savaşı’nda yaralanarak sıcak kumların üzerinde mecalsiz düşen, aynı zamanda da son anlarını yaşayan bir sahabiye bir diğer sahabi kırbasındaki suyu uzatıyor, çabuk şu suyu iç diyor, yoksa dudakların iyice kuruyacak, dilini döndüremez hale geleceksin.

Sahabinin cevabına bakın lütfen:

- Suyu şu kalkanıma boşaltın diyor, ben oruçluyum şimdi su içemem. İftar vaktine kadar yaşarsam o zaman içerim, yoksa orucumu bozamam, Rabb’imin huzuruna oruçlu olarak gitmeyi tercih ederim. Bunlar neyin ifade ve işaretledirler acaba?

Demek ki kendini İslâmî hayatla böylesine özdeşleştiren mümin, Ramazan’dan sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp eski gaflet gömleğini giyemez. Belki Ramazan’da kazandığı güzellikleri benimser, ömür boyu dinî hayatını sürdürme azim ve gayretine girer. Onun için ‘Ramazan gitti, dinî hayat bitti’ denemez. ramazan gider; ama dinî hayat devam eder. Çünkü biz “Ramazan Müslüman’ı” durumuna düşmek istemeyiz.

Süleymaniye Camii baş imamı merhum Sadık Efendi, ramazan Müslüman’ını anlatırdı sohbetinde. Bayram namazından sonra yaklaşan biri elini öpmek istediği hocaefendiden hakkını helal etmesini isteyerek şöyle der: - Hocam, ramazan boyunca teravihimizi kıldırdınız, bize hakkınız geçti, helal edin. Gelecek Ramazan’da görüşmek üzere haydi Allah’a ısmarladık!..

Hocaefendi ile helalleşen bu zat, ihtimal ki elinde seccadesi, başında takkesiyle evinin yolunu tutar, ilk işi hanıma şöyle seslenmek olur:

- Hanım! Al şu seccadeyi, şu takkeyi, şu tesbihi, dolabın en ulaşılmaz yerine sakla. Bu Ramazan’ın geleceği de olacaktır elbette. O zaman yine lazım olacak bunlar bana. Biliyorsun ben öyle tek ramazan Müslüman’ı değilim.” Evet biz ramazan müslümanı değiliz. Hayırlı Ramazanlar diliyorum.


03-09-2008 23:00 | cevapla | Şikayet Et!
offline downtown
Mesajlar: 9255

154112
son dakika(gökay) demiş ki;


sataştın ya işte mutlumusun şimdi


Mutluyum mutlusun mutluyuz

03-09-2008 23:01 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


HOŞ GELDİN EY 11 AYIN SULTANI



Üç ayların sonuncusu olan Ramazan, on bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisidir. Zira bu ayda Kur’an nazil olmaya başlamış ve ay boyunca oruç tutmak farz kılınmıştır.




Ramazan kelimesi “kızgın taş” manasına gelen “Ramid” kelimesinden türemiştir. Nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse ramazan da kulların günahlarını yakıp mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler olmuştur. Bazıları ise ramazan kelimesinin “yağan yağmur” manasına gelen “ramid” kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi ramazan ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir.
İFTAR

Allah rızası için farz veya nafile oruç tutan bir Müslüman’ın, güneşin ufukta kaybolmasından sonra bir şey yiyerek veya içerek orucunu açmasına denilmektedir. Dinimiz iftar etmeye, iftar vermeye ve iftar vaktine büyük bir kıymet vermektedir. Nitekim, Efendimiz (SAS),“Bir kimse ramazan ayında bir oruçluya iftar verirse, günahları af olur. Cenab-ı Hak onu cehennem ateşinden azat eder. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap verilir.” buyurmaktadır.“ Yine Resulullah şöyle der: “İftar zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahu Teala’ya her kokudan daha güzel gelir.” “Her iftar vaktinde Allah tarafından (cehennemden) azat edilen kimseler bulunur. Bu, (Ramazan’ın) her gecesinde olur.”

Oruç tutmak üzere gecenin son altıda birinde yenen yemeğe denilir ki, bu vakit takvimlerimizde imsak vakti olarak belirtilmiştir.

Fıtr sözlükte “orucu açmak”, fıtra da “yaratılış” anlamına gelir. Türkçemizde fitre şeklinde söylenen “fıtır sadakası”, ramazan Bayramı’na kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velayetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mali bir ibadettir.

İtikaf, Ramazan’ın son on gününü camide veya başka bir ibadet mahallinde inzivaya çekilerek devamlı ibadetle meşgul olmak demektir.

Kur’an’ın indirilmeye başlandığı ramazan ayı içinde Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. Bu gece Allah’ın müminlere bahşettiği çok yüce bir ikramıdır. Ramazan’ın her gecesinin dolu dolu geçirilmesi için bu gecenin zamanı gizlenmiştir. Ancak Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son on günü içinde olduğuna dair güçlü işaretler vardır. Nitekim Allah Rasulü de bu son on güne ayrı bir önem atfetmiş ve aile fertlerini de uyandırarak onların ibadetle meşgul olmalarını istemişlerdir. Allah Rasulü’nün şu hadisi ise bu gecenin ehemmiyetini şöyle dile getirmektedir: “Kim (faziletine) inanarak ve (Allah’ın rızasını) umarak Kadir Gecesi’nde (ibadet için) kalkarsa geçmiş günahları bağışlanır.”

Bu ayı nasıl

ihya edebiliriz?

Kelime-i şehâdet, istiğfâr ve zikir, cenneti kazanabilmek için bolca amel-i sâlih, cehennemden kurtuluş için harâmlardan ve çirkin şeylerden sakınmak, imkânlar nispetinde çokça hayır ve hasenatta bulunmak, kırık ve mahzûn kalblerin duâsını almak, oruçlu bir kimseye iftar ettirmek Efendimiz (sas)’in ramazan ayında yapılmasını tavsiye ettiği belli başlı işlerdir. ramazan mü’minlere fazîlet ve olgunluk kazandırabilecek ilâhî bir rahmet mevsimidir. Oruçlu iken ağza bir şey girmemeye dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan kelâma da dikkat edilmelidir. dedikodu ve incitmeden son derece sakınmalı ve orucun fazîletini azaltmamalıdır. Bu ayı sanki son Ramazan’ımız imiş gibi bilmeli, her türlü feyzinden istifade de a’zami gayret göstermeliyiz.

Karışıklığa

gerek yok

Efendimiz (sas), ümmetine farz olmasından çekindiği için teravihin sekiz rekatini mü’minlerle birlikte kılıyordu. Allah Resulü’nün vefatından sonra Müslümanlar, teravih namazını Hz. Ebu Bekir döneminde ve Hz. Ömer’in hilafetinin ilk yıllarında tek başlarına, yani cemaat yapmadan kılıyorlardı. Hz. Ömer, bir ramazan gecesi mescidde herkesin dağınık bir vaziyette teravih namazı kıldığını görmüş ve bunun yerine bir imam önderliğinde bu namazın cemaat halinde kılınmasının daha doğru olacağına içtihat etmiştir. Bu amaçla da Übey b. Ka’b’ı teravih imamı olarak tayin etmiş ve teravih namazı yirmi rekat olarak kılınmıştır. Hz. Ömer’in (ra) uygulamasıyla teravih namazının rekat sayısı yirmi olarak yerleşmiş, daha sonra da bu uygulama yüzlerce yıl sürerek günümüze kadar gelmiştir. Ramazanlarda teravih namazı kılmak, İslâm’ın sembollerinden olmuştur. Teravihle ilgili mü’minleri camiden ve cemaatten soğutmaya yönelik “Ramazanlık” bazı açıklamaların ciddiye alınacak yönü yoktur.

Teravih yirmi rekattir

Teravih namazının yirmi rekat olduğu İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmektedir. Bu görüş konusunda Ebu Hanife, İmam Şafii ve Ahmed bin Hanbel (ra) ittifak halindedirler. Allah Resulü (sas) “Kim ramazan namazını (teravih) inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, Salatü’t-Teravih, 1; Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 174) buyurarak bu namazı teşvik etmiş ve kendisi de başlangıçta ashabına cemaatle kıldırmış, sonraları ise teravih namazı farz kılınabilir ve Müslümanların çoğunluğu da bunu hakkıyla yerine getiremeyebilir endişesinden dolayı tek başına kılmaya devam etmiştir. (Buhari, Salatü’t-Teravih, 2; Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 178) Efendimiz (sas)’in bundan başka teravih namazını kıldığı ve kıldırdığıyla alakalı değişik rivayetler vardır. Bu rivayetlerde bu namazı kaç rekat kıldığı veya kıldırdığıyla alâkalı herhangi net bir bilgi yoktur. ramazan ayı Kur’an, ibadet, tövbe ve istiğfar ayıdır. Bu aya erişme nimetine nail olmuş mü’minler bunun kadrini, kıymetini iyi bilmeliler. Bir kudsî hadiste buyuruluyor ki: “Kulum bana nafile ibadetle yaklaşır; ben onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.”

Onun için sünnet olan teravih namazıyla ilgili çıkarılacak fitnelere itibar etmemek gerekmektedir.

Mükâfatını Allah verecek

Orucun sevabı Cenâb-ı Hakk katında saklıdır. Allah Resulü şöyle buyurur: “Âdemoğlunun her amel ve hareketi kendisine âittir. Oruç ise böyle değil! Çünkü o, benim içindir. (Çünkü ben yemem, içmem ve bütün beşerî sıfatlardan münezzehim.) Dolayısıyla ben, onun mükâfâtını (husûsî bir şekilde) bol bol vereceğim. Oruçlunun sevineceği iki ferâhlık vardır:

1. İftâr ettiği zaman (Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine kavuştuğu için) sevinir.

2. Rabb’ine kavuştuğunda da orucu bereketiyle nâil olduğu yüksek derece için sevinir.” (Buhârî)

03-09-2008 23:02 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583
Tomb_Stone demiş ki;

Mutluyum mutlusun mutluyuz



herkes mutlu olsun

03-09-2008 23:03 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Çocuklar, Ramazan’ı aileden görerek seviyor


ŞEMSUNUR ÖZDEMİR
Büyüklerimiz, ramazan ayı geldiğinde çocukluklarındaki Ramazanların ne kadar güzel geçtiğini anlatır. İftarda top atışını nasıl heyecanla beklediklerini, yarı uykulu sahurlarını, öğlen vakti orucunu dedesine satıp bir güzel karnını doyurduktan sonra akşama kadar tekrar nasıl niyet ettiklerini mutlulukla hatırlarlar. Bu, aslında biraz da çocukluğa duyulan özlemin ifadesidir.

Eski Ramazanlarla ilgili anıları tazelerken bugünün çocuklarının yıllar sonra anlatacakları ilk oruçlarını şimdi tuttuklarını da düşünmek gerek. Bu yüzden, bugünün Ramazanlarını da eskiler gibi güzel yaşatmak lazım çocuklara. “Çocuklarımıza orucu nasıl sevdirebiliriz? Onlarda nasıl güzel hatıralar oluşturabiliriz?” diye soranlara Avcı ailesinin çocuklarıyla geçirdikleri ramazan günlerini anlatmak istiyoruz.

Avcı ailesinin Ahmet, Kadir, Enes ve Nilüfer isimli dört çocuğu var. Ahmet ile Kadir 15 yaşında ikizler. Bu sene lise 1’e devam ediyorlar. Enes henüz 4 yaşında, Nilüfer de 1,5 yaşında. anne Ayten Hanım, ramazan gelirken daha üç ayların başında ailece çok heyecan duyduklarını belirtiyor. Regaib Kandili’nden itibaren oruç havasına girdiklerini ifade eden Ayten Hanım, Recep ve Şaban aylarında pazartesi, perşembe günleri ve Mirac ve Berat kandillerinde oruç tutarak Ramazan’a hazırlandıklarını anlatıyor. ramazan alışverişini çocuklarıyla birlikte yapan Ayten Hanım, bir ay boyunca onların sevdiği yemekleri ve tatlıları yapabilmek için isteklerine göre hareket ediyor. Aslında günlük yapılabilecek bu alışverişi çocukları da o telaşın içine katabilmek için birlikte hareket ediyor. Bu şekilde misafir geleceği zaman aceleyle markete koşmaktan da kurtulmuş oluyor. Çocuklar, annelerinin yaptığı pizzayı çok seviyor. Ayten Hanım da daha büyük şevkle kalksınlar diye sahurda pizza yapıyor. Hatta yıllar sonra bir oğlunun “Anne ilk zamanlar ben pizza için oruç tutuyordum, şimdi Allah için tutuyorum.” dediğini hatırlatıyor. Ahmet ve Kadir, anne ve babasından görerek öğrenmiş orucu ve namazı. Onların söylemesine bile gerek kalmadan kendiliklerinden başlamışlar ibadetlerini yapmaya. Bu arada orucun ne olduğu, neden tutulduğu ile ilgili birçok soru sormuşlar. Ayten Hanım, orucun İslam’ın şartlarından biri ve Allah’ın emri olduğunu, belli yaşa gelen her Müslüman’ın yerine getirmesi gerektiğini anlatmış. Çocuklarını oruç tutmaları için hiç zorlamamış. Bilakis, sınavları olduğu gün tutmamalarını bile tavsiye etmiş. Ancak, ‘bir gün tutmasam bir ay hiç tutmamış gibi hissediyorum’ diyerek bırakmamışlar oruçlarını. Ahmet ve Kadir, ilk defa ilkokul 1. sınıfta Ramazan’ın başında, ortasında ve sonunda birer gün oruç tutmuşlar. Sonraki 2 yılda üçer güne çıkmış oruçları. Kadir, 4. sınıfta Ramazan’ın tamamını oruçlu geçirmiş. Ahmet ise bünyesi daha zayıf olduğu için sonraki sene tamamlamış bir ayı. Çok zorlandığı bir gün akşama doğru annesinin ısrarına rağmen “Hayır anne. Gece Allah’a söz verdim, nasıl bozarım?” diyerek itiraz etmiş. Ahmet ve Kadir, iftar vakti yaklaşınca pencereye koşup birçok camiden aynı anda okunan ezanı dinlemeyi ve minarelerin ışıklarının yanmasını beklemeyi hâlâ çok seviyor. Daha küçükken bayramın ilk günü akşam vakti yine pencereye koşup da minarelerin ışıklarının yanmadığını görünce nasıl üzüldüklerini anlatıyorlar. Gökyüzünde parlayan yıldızların sönmesi gibi bir hüzün yaşamışlar.

Sevdiklerimizin eve gelmesi onları mutlu ediyor

Ramazan’ı ‘gezme ayı’ olarak değerlendiren çocuklar, teravih çıkışlarında pamuk şeker ve tatlı çerezler almayı dört gözle bekliyor, büyüseler bile... cami gezilerinin yanı sıra Ramazan’a özel tiyatrolara ve programlara da gidiyorlar ailece. Çocuklara göre ramazan eğlence ayı aynı zamanda. Ahmet, Kadir ve Enes’in Ramazan’daki en büyük mutluluklarından birisi de eve gelen misafirler. Akraba ve komşularının yanı sıra bu mübarek zamanları ailelerinden uzakta geçirmek zorunda kalan üniversite öğrencilerine de açıyorlar sofralarını. Misafirsiz iftar ettikleri çok nadir oluyor. Çocuklar da misafirler için hazırlanan çok özel ikramların yanı sıra sevdiklerinin eve gelmesinden mutluluk duyuyor. Özellikle öğrencilerle birlikte sofraya oturmayı, dua etmeyi, teravih namazı kılmayı ve sohbetlerini dinlemeyi çok seviyorlar. Öğrenci ağabeyleri geciktiği zaman çocukların da yemeğe başlamadığını anlatan Ayten Hanım, “Küçükken de onlarla sofraya oturmaktan çok hoşlanırlardı. Misafire hazırlık daha farklı olduğu için sevinirler. Namazda, oruçta ve ahlakî değerleri güzelce yaşama hususunda o insanları örnek aldılar. Onları tanıdığımız için çok şükrediyorum. Çünkü aynı sevgiyi anne babaları olarak biz veremezdik.” diyor.

Ağabeylerimin buzdolabı bomboştu

Ayten Hanım, çocuklarının insanlara yardım için hassasiyetlerini şöyle anlatıyor: “Bir Ramazan’da oğullarımın biri iftara geç kalmıştı. Ağabeylerinin evinden geliyordu. Biz sofradaydık. Kapıdan girince hemen annelik şefkatiyle ‘Oğlum hemen gel.’ diyerek sofraya çağırdım. Kapıdan geçti. ‘Şuradaki keyfe bakar mısınız? Benim ağabeylerimin buzdolabı bomboş. Bir de sizin sofranıza bakın.’ dedi ve küçük yaşında bizi utandırdı. Hemen ertesi gün babasıyla birlikte alışveriş yapıp onlara götürdüler. Bir Ramazan’da da fitrelerimizi öğrencilere verecektik. Oğlumla gittiğimiz yerden dönerken geç kaldık ve iftarı bir saat kaçırdık. Oruçluyduk ikimiz de. ‘Haydi ben neyse de sen çok aç kaldın.’ diye üzüntümü ifade ettim. ‘Olsun anne, onlar için her şeye değer.’ dedi. O zaman daha ilkokula gidiyordu.”

Teravih neşesi

Camide teravih kılmanın, özellikle iftar vakitlerinde yaşanan telaş ve heyecanın çok güzel olduğunu ifade eden Kadir, Ramazan’ın, iç dünyasındaki yerini şöyle anlatıyor: “İftarda bir taraftan sofra kuruluyor, bir taraftan ezan okunuyor. Ramazan’da en çok babamın gezmeye götürmesi güzeldir. Karagöz seyretmeye, tiyatrolara, camilere gitmek çok güzel. Teravih de kılıyoruz camide. Evde ailece kılmak da güzel; ama kalabalık olunca namaz daha zevkli geliyor.”

ramazan bitince gerçekten çok üzüldüğünü söyleyen Ahmet ise şöyle konuşuyor: “Annem her zaman güzel şeyler yapar; ama Ramazan’da samimiyetini de katıyor. Ramazan’da ruhum rahatlıyor. Oruçlu iken top oynadığımda nefsimi idare etme bakımından zorlanıyorum. Terliyorum, susuyorum; ama sabrediyorum. Ramazan’da acayip şeyler oluyor içimde. 7 yaşımdaydım. Annem sahura kaldırdı. Oruca niyet ettim; ama gündüz evde çok güzel şekerler vardı. Ortada duruyordu. Arada bir atıştırıyordum. Annem sorunca ‘oruçluyum’ dedim; ama o gün şekerleri yedim. İftar vakti minarelerde ışıklar yandıktan sonra gökyüzüne bakıp düşünmeyi severim. Gökyüzünde ayrı bir hava oluşuyor. Havanın kokusu bile güzel geliyor. O sırada Allah’ı, ailemi, arkadaşlarımı düşünüyorum ve şükrediyorum. Bazen mesuliyet duygusu da ağır basıyor. Oruç tutmayan arkadaşlarım için üzülüyorum. Hesabının benden sorulacağını düşünüyorum. Ramazan’da ayrı bir düşünce atmosferine giriyoruz sanki. Arkadaşlarımla daha samimi, insanlara karşı daha merhametli oluyorum. Babamla camiye gitmiştim bir iftar vakti. Avluda yemek dağıtılıyordu. Onları gördükçe halimize şükrettim. Bir Ramazan’da birikmiş param vardı. Takım şapkası almak istiyordum. Annem sadaka verebileceğimi söyledi. Ertesi gün de sınavım vardı. Sadakamı verdim. Sınavda daha başarılı oldum. ramazan aynı zamanda paylaşmadır. Evimize misafir gelince onlarla birlikte meleklerin de geldiğini düşünüyorum; çünkü evde ayrı güzel bir hava oluşuyor.”


03-09-2008 23:04 | cevapla | Şikayet Et!
offline downtown
Mesajlar: 9255

154112
son dakika(gökay) demiş ki;


herkes mutlu olsun



ozaman duzen bozulur =)

03-09-2008 23:04 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Ramazan


ALİ DEMİREL
Üç ayların sonuncusu olan Ramazan, on bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisidir. Zira bu ayda Kur’an nazil olmaya başlanmış ve ay boyunca oruç tutmak farz kılınmıştır. ramazan kelimesi “kızgın taş” manasına gelen “Ramid” kelimesinden türetilmiştir. ramazan ayı çok sıcak ve hararetli bir zaman dilimine tevafuk ettiği için ona bu ismin verildiğini söyleyenler olmuştur.


Ayrıca nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse ramazan da kulların günahlarını yakıp mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler de olmuştur. Bazıları ise ramazan kelimesinin “yağan yağmur” manasına gelen “ramid” kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi ramazan ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir. İftar İftar; Allah rızası için farz veya nafile oruç tutan bir Müslüman’ın, güneşin ufukta kaybolmasından sonra bir şey yiyerek veya içerek orucunu açmasına denilmektedir. Dinimiz iftar etmeye, iftar vermeye ve iftar vaktine büyük bir kıymet vermektedir. Nitekim, “Bir kimse ramazan ayında bir oruçluya iftar verirse, günahları af olur. Cenab-ı Hak onu cehennem ateşinden azat eder. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap verilir. Ashab-ı kiram dediler ki: Ya Resulallah! Her birimiz bir oruçluya iftar edecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Bunun üzerine Allah Rasulü şöyle buyurdu: Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ayda bir oruçluya su veren kimse kıyamet günü susuz kalmayacaktır”.. “İftar zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahu Teala’ya her kokudan daha güzel gelir”.. “Her iftar vaktinde Allah tarafından (cehennemden) azat edilen kimseler bulunur. Bu, (Ramazan’ın) her gecesinde olur.” hadis-i şerifleri bu hakikati ifade etmektedir. Sahur Oruç tutmak üzere gecenin son altıda birinde yenen yemeğe sahur denilir ki, bu vakit takvimlerimizde imsak vakti olarak belirtilmiştir. Fitre Fıtr sözlükte “orucu açmak”, fıtra da “yaratılış” anlamına gelir. Türkçemizde fitre şeklinde söylenen “fıtır sadakası”, ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velayetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mali bir ibadettir. İtikaf İtikaf, Ramazan’ın son on gününü camide veya başka bir ibadet mahallinde inzivaya çekilerek devamlı ibadetle meşgul olmak demektir. Kadir Gecesi Kur’an’ın indirilmeye başlandığı ramazan ayı içinde Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. Bu gece Allah’ın müminlere bahşettiği çok yüce bir ikramıdır. Ramazan’ın her gecesinin dolu dolu geçirilmesi için bu gecenin zamanı gizlenmiştir. Ancak Kadir gecesinin Ramazan’ın son on günü içinde olduğuna dair güçlü işaretler vardır. Nitekim Allah Rasulü de bu son on güne ayrı bir önem atfetmiş ve aile fertlerini de uyandırarak onların ibadetle meşgul olmalarını istemişlerdir. Allah Rasulü’nün şu hadisi ise bu gecenin ehemmiyetini şöyle dile getirmektedir: “Kim (faziletine) inanarak ve (Allah’ın rızasını) umarak Kadir gecesinde (ibadet için) kalkarsa geçmiş günahları bağışlanır.” Bu ayı nasıl ihya edebiliriz? Kelime-i şehâdet, istiğfâr ve zikir, cenneti kazanabilmek için bolca amel-i sâlih, cehennemden kurtuluş için harâmlardan ve çirkin şeylerden sakınmak, imkânlar nisbetinde çokca hayır ve hasenatta bulunmak, kırık ve mahzûn kalblerin duâsını almak, oruçlu bir kimseye iftar ettirmek Efendimiz (sas)’in ramazan ayında yapılmasını tavsiye ettiği belli başlı işlerdir. ramazan mü’minlere fazîlet ve olgunluk kazandırabilecek ilâhî bir rahmet mevsimidir. Oruçlu iken ağıza bir şey girmemeye dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan kelâma da dikkat edilmelidir. dedikodu ve incitmeden son derece sakınmalı ve orucun fazîletini azaltmamalıdır. Bu ayı sanki son Ramazan’ımız imiş gibi bilmeli her türlü feyzinden istifade de a’zami gayret göstermeliyiz. Teravih yirmi rekattır Teravih namazının yirmi rekat olduğu İslam alimlerinin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmektedir. Bu görüş konusunda Ebu Hanife, İmam Şafii ve Ahmed bin Hanbel (r.anhüm) ittifak halindedirler. Allah Resulü (sas) “Kim ramazan namazını (teravih) inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır?” (Buhari, Salatü’t-Teravih, 1; Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 174) buyurarak bu namazı teşvik etmiş ve kendisi de başlangıçta ashabına cemaatle kıldırmış, sonraları ise teravih namazının farz kılınabilir ve Müslümanların çoğunluğu da bunu hakkıyla yerine getiremeyebilir endişesinden dolayı tek başına kılmaya devam etmiştir. (Buhari, Salatü’t-Teravih, 2; Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 178) Efendimiz(sas)’in bundan başka teravih namazını kıldığı ve kıldırdığıyla alakalı değişik rivayetler vardır. Bu rivayetlerde bu namazı kaç rekat kıldığı veya kıldırdığıyla alakalı herhangi net bir bilgi yoktur. ramazan ayı Kur’an, ibadet, tevbe ve istiğfar ayıdır. Bu aya erişme nimetine nail olmuş mü’minler bunun kadrini, kıymetini iyi bilmeliler. Bir kudsî hadiste buyuruluyor ki: “Kulum bana nafile ibadetle yaklaşır; ben onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” Onun için sünnet olan Teravih namazıyla ilgili çıkarılacak fitnelere itibar etmemek gerekmektedir. Orucun mükâfatını Allah verecek Orucun ecri Cenâb-ı Hakk katında mahfûzdur. Allah Resulü şöyle buyurur: Âdemoğlunun her amel ve hareketi kendisine âittir. Oruç ise böyle değil! Çünkü o, benim içindir. (Çünkü ben yemem, içmem ve bütün beşerî sıfatlardan münezzehim.) Dolayısıyla ben, onun mükâfâtını (husûsî bir şekilde) bol bol vereceğim. Oruçlunun sevineceği iki ferâhlık vardır: 1. İftâr ettiği zaman (Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine kavuştuğu için) sevinir. 2. Rabb’ine kavuştuğunda da orucu berekâtıyla nâil olduğu yüksek derece için sevinir.” (Buhârî) Cenâb-ı Hak, oruca olan rağbeti beyânın yanında ona vereceği mükâfat ve karşılığı, beşerin oruca olan rağbetini te’mîn zımnında saklı tutmuştur. Tıpkı bir müsâbakada câzibeyi artırmak için saklı tutulan çok büyük bir mükâfat gibi... Kur’an–ı Kerim’de insanın bütün hayatı boyunca Yüce Allah’a kulluk etmesi gerektiği ifade edilmektedir. Teravih Teravih, Arapça “tervîha” kelimesinin çoğulu olup “rahatlamak, dinlendirmek” gibi anlamlara gelir. ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan sünnet namazın her dört rekatının sonundaki oturuş, tervîha olarak adlandırılmış, sonradan bu kelimenin çoğulu olan ‘teravih’ kelimesi ramazan gecelerinde kılınan nafile namazın adı olmuştur. Karışıklığa gerek yok Efendimiz (sas), ümmetine farz olmasından çekindiği için teravihin sekiz rekatını mü’minlerle birlikte kılıyordu. Allah Resulü’nün vefatından sonra Müslümanlar, teravih namazını Hz. Ebu Bekir döneminde ve Hz. Ömer’in hilafetinin ilk yıllarında tek başlarına, yani cemaat yapmadan kılıyorlardı. Hz. Ömer, bir ramazan gecesi mescidde herkesin dağınık bir vaziyette teravih namazını kıldığını görmüş ve bunun yerine bir imam önderliğinde bu namazın cemaat halinde kılınmasının daha doğru olacağına içtihat etmiştir. Bu amaçla da Übey b. Ka’b’ı teravih imamı olarak tayin etmiş ve teravih namazı yirmi rekat olarak kılınmıştır. Hz. Ömer’in (ra) uygulamasıyla teravih namazının rekat sayısı yirmi olarak yerleşmiş, daha sonra da bu uygulama yüzlerce yıl sürerek günümüze kadar gelmiştir. Ramazanlarda teravih namazı kılmak, İslâm’ın sembollerinden olmuştur. Teravihle ilgili mü’minleri camiden ve cemaatten soğutmaya yönelik “Ramazanlık” bazı açıklamaların ciddiye alınacak yönü yoktur.

03-09-2008 23:05 | cevapla | Şikayet Et!
online sondakika(gökay)
Mesajlar: 18168

151583


Ramazan ayı çocuklarda ahlâk eğitimi için en uygun zemindir


PSİKOLOG FARİKA TEYMUR ARTIR
‘‘Çocuklarıma dinimi nasıl anlatacağım, ahlâkî değerleri nasıl vereceğim?’’ diye endişe eden anne-babalar! ramazan ayı sizin için en iyi fırsatlardan biri. Anneler babalar çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isterler. Bu eğitimde en önemli olan ahlâk eğitimidir. İşte içinde bulunduğumuz ramazan ayı çocukların ahlâk eğitimi ve duygusal zekalarını geliştirmek için en güzel manevî zemini teşkil etmektedir.


Ramazan ayı çocuklarda ahlâk eğitimi için en uygun zemindir

FARİKA TEYMUR ARTIR
‘‘Çocuklarıma dinimi nasıl anlatacağım, ahlâkî değerleri nasıl vereceğim?’’ diye endişe eden anne-babalar! ramazan ayı sizin için en iyi fırsatlardan biri. Anneler babalar çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isterler. Bu eğitimde en önemli olan ahlâk eğitimidir. İşte içinde bulunduğumuz ramazan ayı çocukların ahlâk eğitimi ve duygusal zekalarını geliştirmek için en güzel manevî zemini teşkil etmektedir.

Oruç, Allah’ın mükâfatlandırıcı olarak bilinmesini sağlar Çocuklar küçük yaşta dini duygulara yetişkinlerden daha yatkındırlar. Bu sebeple dini ve ahlâki eğitimin küçük yaşta başlaması önemlidir. Çocuğun henüz oruç tutmadığı 3-6 yaşlarında ilk sorularıyla birlikte ona oruç hakkında bilgi vermek ve oruçluyken sergilenen güzel davranışlarla örnek olmak, çocuğun da oruç tutmaya başladığı zaman aynı şekilde orucun ahlâki yönden terbiye edici özelliğinden yararlanmasını sağlayacaktır. Çocuğun somut düşündüğü; fakat soyut düşüncelere son derecede yatkın olduğu dönemde oruç tutan kuluna Allah (cc)’ ın sevap vereceğini bilmesi; çocuğun Allah-u Teala’yı mükafatlandırıcı olarak tanımasına da yardımcı olur. Oruç, insanlara karşı empati duygusunu geliştirir Orucun sağladığı en önemli yararlardan biri, kişinin başka insanların duygularını anlamasını (empati) sağlamasıdır. Empati insanlar arası ilişkilerde çok önemli özelliklerden biridir. Başka insanların yerine kendini koymak duygusal zekanın gelişmesiyle mümkün olmaktadır. Yine kişilik gelişiminin önemli bir aşaması olan “ben merkezcilikten” uzaklaşmayı da gerektirir. Çocuklara orucun fakir ve açların halini anlamamızı sağladığını anlatmak gerekir. Bunun için yardıma muhtaç fakir insanlardan bahsetmek yararlı olur. Böylece çocuk, Allah’ın oruç emriyle istediğinin insanların belli bir süre aç kalması değil açların halini anlaması olduğunu anlamaya başlar ve nimetlere şükür etmeyi de öğrenir. Böylece çocukta hem insanlara merhamet, cömertlik ve yardım etme duygusu gelişir hem de Yaradan’ına kendisini daha yakın hisseder. Azalarına oruç tutturmak davranış eğitimi kazandırır Çocuğa sadece aç kalmak değil kötülüklerden de uzak durmak gerektiğini anlatmak önemlidir. Kötü sözlerden ve davranışlardan uzak durmaya çalışmak, kırıcı konuşmamak, kalp kırmamak, kimseye zarar vermemek oruçlu insanın daha çok önem vermesi gereken özelliklerdir. Mesela hiç kimse kendisinin arkasından konuşulmasını istemez; fakat buna dikkat edemeyenler çoktur. Çocuğa başka insanların arkasından konuşmanın da oruçlu insana hiç yakışmayan bir davranış olduğunu ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden örnekler verilerek anlatmak gerekir. Oruçluyken bu hususlara dikkat eden kişi başka zamanlarda da bunu yapma alışkanlığını kazanmaya başlamış olur. Oruç, çocuğun dinî ve sosyal gelişimine katkıda bulunur Namaz ve duanın kişinin dini ve ahlaki gelişimindeki rolü ve önemini hepimiz biliriz. Çocuğun namaza alıştırılması için (özellikle 7 yaşından sonra) ramazan ayı da en uygun zamandır. Bu ayda çocuklarla birlikte camilerin gezilmesi, büyük çocukların teravih namazı kılmaya götürülmeleri, onların hayatları boyunca unutamayacakları manevi hazlar almalarını sağlamaktadır. Çocuklarımızı iftar davetlerine ya da iftar çadırlarına götürmek veya iftarlara evimize dost, komşu ve akrabaların davet edilmesi de çocukta tanıdıklarla tanışma kaynaşma ve birlik-beraberlik duygularının gelişmesine ve sosyalleşmeye yardımcı olur. Yardımlaşma duygusunu Kuvvetlendirir anne babaların bir kısmı çocuklarının kendilerinden sürekli bir şeyler istediklerinden ve doyumsuzluklarından şikayet etmektedirler. Çocuk kendisinden daha muhtaç insanların olduğunu bildikçe bu duygularını kontrol etmeyi daha çok öğrenir. Çocuğa anlayabileceği bir şekilde ramazan ayında verilen fıtr sadakasından bahsetmek yararlı olur. Çocuğun harçlıklarından bir miktarıyla yardıma muhtaç çocuklara bazı hediyeler almasını teşvik etmek için ramazan ayı en uygun manevi zemini teşkil etmektedir. Oruç, dürtüleri kontrol etmeyi kolaylaştırır Psikolojik rahatsızlıkların bir kısmında görülen belirtilerden biri de “dürtü kontrol bozukluğu”dur. Oruç küçük yaşlarda anlamı bilinerek tutulduğu takdirde dürtüleri kontrol etme eğitimi de verir. Normal zamanda açlığa susuzluğa dayanamayan kişilerin oruçluyken açlığa daha kolay dayandıkları, sigara tiryakilerinin bile büyük bir kısmının oruçluyken bağımlılıklarının etkisinde daha az kaldıkları bilinmektedir. Kişinin oruca niyeti, iç salgı bezlerinin çalışmasına etki ederek dürtü, istek ve arzuların kontrolünü yani sabır etmeyi kolaylaştırmaktadır.


03-09-2008 23:05 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

son dakika(gökay) demiş ki;


sataştın ya işte mutlumusun şimdi


evet evet

03-09-2008 23:06 | cevapla | Şikayet Et!

Konuya cevap verebilmek için üye olmanız gerekiyor.. Buraya tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..

Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
Duslersokagi.com. iletisim: bilgi [ @ ] duslersokagi [ nokta ] com